Yıllık arşiv 2019

ilehan dedektiflik

Ankara Başta Olmak Üzere,Tüm Türkiye’de Özel Dedektiflik

Tüm Türkiye genelinde dedektiflik hizmetimizle yanınızdayız..

ilehan dedektiflik

Telefonları Kim Dinliyor ?

TELEFONLARI KİM DİNLİYOR ?

Esrarengiz Güç
Haberleşme izleleme denince akla ilk gelen,telefonların esrarengiz bir devlet gücü tarafından dinlenmesidir.
Bu konuda yazılan kitaplara ve yapılan haberlere bakılırsa ” hepimizin telefonları dinleniyor”.Peki bu mümkün mü ?
Akıl Var ,Mantık Yok !
Eğer hepimizin telefonu dinlenseydi bu iş için Türkiye’de tüm telekomünikasyon altyapısı kadar bir altyapı daha gerekirdi.Bı kadar büyük telefon dinleme altyapısını kim, nereye gizleyecek ? Diyelim ki böyle bir altyapı mecvut; 80 milyon insanı kaç kişi dinleyecek ? Diyelim ki 80 milyon insan dinleniyor,bu kadar insanın konuştuğundan kim,ne anlayacak ?
Evet, telefon dinlenmesi bir ‘vakıa’ dır.Ancak bu kadar abartmak da konunun sosyal bir paranoya haline geldiğini göstermektedir.Aslında geçmişte bu paranoyaya yol açacak bazı olaylar yaşanmamış da değildir.Yine de bu olaylar bir elin parmak sayısını geçmez.Ancak,Susurluk,Telekulak,Türkbank ve Fetö skandalları toplumun hafızasına kazınmış gibidir.

Telefon Dinleme Etik Kuralları
Konu hakkında bilinmesi gereken çok önemli bazı hususlar şunlardır:

Haberleşme izleme sadece konuşulanları dinlemekten ibaret değildir.Aynı zamanda yazılı kayıtlar(mektup,mail,sms vb.) okumayı, kimin kimle ,ne zaman,nerede ve ne kadar süre ile görüştüğünü (detaylı sorgu) tespit etmeyi de içerir.
Haberleşme izleme,sadece polis tarafından değil,diğer güvenlik kuvvetleri (asker ve mit ) tarafınfan yapılmaktadır.

 

Esas Tehlike

Haberleşme izleme sadece devlete bağlı güvenlik kuvvetlerince legal olarak değil,yasadışı olarak da yapılabilir.Örneğin GSM operatörleri ve çalışanları da haberleşmeleri izleyebilir ki TMSF tarafından Teslim GSM şirkete el konulması sırasında pek çok illegal telefon dinleme kaydına rastlandığı basına yansımıştır.Ancak gariptir ki,konunun yargıya intikal ettiğine dair bir bilgiye ulaşılamamıştır.Bunu yanında,değişik programlarla da yasadışı dinleme yapılabildiği bilinmektedir.
Yine yabancı istihbarat servisleri veya çeşitli organize terör ve suç örgütleri (sızma,santaj),özellikle GSM operatörleri üzerinden haberleşmeleri izleyebilir.Bazı büyük şirketlerin kendi personelinin telefonlarını dinlediği de duyulmaktadır.
Legal haberleşme izlemede delillerin toplanması ve değerlendirilmesi,hakim kararlarına uygun olarak ve aklaki değerlere uygun olarak yapılmalıdır.(Bazen personelin kendi yakınlarını dinleyebilmek için asılsız ihbarlarla dinleme krarı çıkartıp dinlediği olayları da olmuştur).
Haberleşme izleme kararı hangi konuda alındıysa,toplanan deliller ancak bu konuda kullanılmaktadır.Örneğin silah kaçakçılığı şüphelisi olarak izleyen birinin telefonunu dinlenmesi sırasında ortaya çıkan başka bir suç bulguları,delil olarak kullanılamaz.Ancak tesadüfen öğrenilen bu suç,telefon dinleme izni almaya uygun katalog suçlardan ise,bu suçla ilgili yeniden izin alınır,ama değilse hiçbir şekilde delil olmaz.Yani telefon dinlerken hakaret -tehtid gibi basit suçlar duyulsa bile delil olarak kullanılamaz.
Haberleşme izlenirken ”suçun ferdiliği” ilkesine uyulur.İzlenen kişinin,suça karışmışmamış yakınları dinlenmez.Ama bu kurala uyup uymamak,dinleyenin vicdanına kalmıştır.
5397 sayı ve 03.07.2005 tarihli kanunla TİB ( Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) ihdas edilmiş,mit,polis ve jandarma birer temsilcinin bulunduğu bu başkanlık,fetönün illegal dinleme faaliyetlerine bulaştığı gerekçesiyle kapatılmıştır.

 

Yönetmelik Bu Alanda İlk
Anılan yönetmelikte Kişisel Bilgi ; ‘ tanımlanmış ya da doğrudan veya dolaylı olarak bir kimlik numarası ya da fiziksel,psikolojik,zihinsel,ekonomik,kültürel ya da sosyal kimliğinin,sağlık,genetik,etik,dini,ailevi ve siyasi bilgilerinin bir ya da birden fazla unsurunadayanarak tanımlanabilen gerçek ve /veya tüzel kişilere ilişkin herhangi bir bilgiyi ” ifade edecek şekilde tanımlanmıştır.Yönetmelikle birlikte ülkemiz telekomünikasyon sektöründe kişisel bilginin korunabilmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.Bununla birlikte Yönetmelik şu hususların gerçekleşmesini sağlamıştır.
Yönetmeliğin 8’inci maddesi ile birlikte Telekomünikasyonun Gizliliği güvence altına alınmıştır:

 

İllegal Dinleme ve İzleme Yasak
Yasaların ve yargı kararlarının öngördüğü durumlar haricinde,haberleşmeye taraf alanların tamamının izni olmaksızın,telekomünikasyonun üçüncü şahıs tarafından dinlenmesi,kaydedilmesi,saklanması,kesilmesi veya gözetimi yasaklanarak,kişisel bilgilerin korunması amaçlanmıştır.
Kişisel bilgilerin işletmeciler tarafından işlenmesinde izlenecek usul belirlenmiştir;

 

İşletmeciler Sınırlanıyor
İşletmecilerin telekomünikasyon hizmetlerini pazarlamak ya da katma değerli hizmetleri sağlamak amacıyla; abone veya kullanıcının kişisel bilgilerinin kullanılmasına izin vermesi koşuluyla,işletmecinin bu tür zmetler ve pazarlama için gerekli kapsam ve sürede vericiyi işleyebileceği hüküm altına alınmıştır.
Kullanıcı ve aboneler,kişisel bilgilerin işlenmesi için verdikleri izinleri her zaman geri alabileceğini de ayrıca belirtilerek işletmecilerin kişisel bilgileri serbest bir şekilde kullanabilmeleri engellenmiştir.

 

Veri İşletmenin Sınırları
Yönetmeliğin 10.maddesi ile tarafik verisinin işlenmesi yetkisinin kapsamı belirlenmiştir: Trafik verilerinin işlenmesi yetkisi ; işletmecinin yetkisi altındaki kişiler ile telekomüniskasyon hizmetlerinin faturalama ve trafik idaresi,müşteri hizmetleri,yolsuzluk tespitleri,elektronik telekomünikasyon hizmetlerini pazarlama veya katma değerli hizmet ile görevli münhazır olarak belirlenmiştir.

 

Kullanıcı Hakları
İletişimin daha özgür bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla kullanıcıların telefon numaraları görülmeden arama yapabilmeleri imkanı sağlanmıştır;
Yönetmelikle birlikte aramayı yapan taraf numarasının karşı tarafa öğrenilmesini istememesi durumunda telefon numarasının karşı taraftan görrünmemesi amacıyla her arama için kimliğini gizleyebilme olanağı tanınmıştır.Bununla birilkte söz konusu hakkın kullanıcılar tarafından kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla kullanıcılara bundan sonra numarası görünmeyen aramaların kendisine bağlanmasını engelleme olanağı da getirilmiştir.
Kullanıcılara ayrıntılı fatura talep etme hakkı da tanınmıştır.

 

Telefon Sapıkları
Rahatsızlık verici arama ve mesajların engellenmesi imkanı olmuştur:
Teknolojinin gelişmesi,rahatsız edici arama ve mesajların artışını da beraberinde getirmiştir.
Bu kapsamda Yönetmeliğin İstek Dışı Haberleşme başlıklı 20’nci maddesi ile ”…arama sistemlerinin doğrudan pazarlama amacıyla kullanılması halinde kullanıcılara gelen her bir mesjı bundan sonrası için almayı reddetme hakkı ücretsiz de kolay bir yolla sağlanır”hükmü ile bu amaç gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.Ayrıca kullanıcıların olası kötü niyeti veya rahatsızlık verici aramalara maruz kalması durumunda arayan tarafı bulmak amacıyla arayan abonenin kimliğini içeren bilgilerin, 1(bir) yıl süreyle saklanması yükümlülüğü işletmecilere getirilmiştir.

 

Sonuç:
Sonuç olarak teknolojideki gelişmelerin toplumun hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı olmaması,aksine hak ve özgürlükleri genişletici mahuyette olması gerekmektedir.Bu amaçla söz konusu Yönetmelik,teknolojideki gelişmelerden tüketicilerin azami ölçüde güvenilir bir ortamda yararlanabilmeleri amacıyla çıkartılmıştır.

 

Kaynaklar
1) Sosyal Araştırmalar Vakfı,www.sav.org.tr/tevfik_2003.htm
2) Gözde DEDEOĞLU,GÖZETLEME,MAHREMİYET ve İNSAN ONURU 19.04.2004,Gozde.dedeoglu@tbd.org.tr
3) Johnson,Deborah G. ; Computer Ethics,Prentice-Hall,Inc.2001 S.113
4) HP’de gizlilik,Temel İnsan Hakları Koruma,2005 octeber h41131.www4.hp.com/tr/tr/feature_stories/story1350.html
5) ” Telekomünikasyon Sektöründe Kişisel Bilgilerin İşlenmesi ve Gizlilik Korunması Hakkında Yönetmelik ”

 

Kişisel veri koruma uygulamaları,özel hayatın gizliliği prencibi dahilinde suç ve suçluyla mücadele etmek isteyen güvenlik kuvvetlerinin önünde bir engel değil,yetki ve görev aşımını önleyen bir yaklaşımda olmalıdır.Bir başka deyişle,bu düzenlemelere göre haberleşme özgürlüğü değil,haberleşmenin takip altına alınması bir istisna olarak kabul edilmelidir.
Avrupa Birliği üye ülkelerinin hemen hemen tamamında bu ve benzeri kanunlar bulunmaktadır.Ve bu kanunlar da telekomünikasyon takibini olağan değil,istisna kabul etmektedir.Ülkemizde düzenlemeler de bu yöndedir.

Denetim Şart
Kişisel verilerin korunması için etkin denetim mekanizmaları geliştirilmedir.Aksi halde bu verilerin gerçekten korunması sağlanamaz.Yine bu denetimin sürekli,caydırıcı ve etkili olması için teknolojinin sunduğu imkanlardan faydalanılmalı,güvenlik boşluğu meydana getirebilecek teknolojinin gelişmeler takip edilmelidir.Bu tür çalışmalarda teknik ve uygulama esaslarına yer verilmelidir.Ayrıca denetim mekanizmaları ile uygulamada görülen aksaklıklar giderilmeli ve kesimler güvencede olmalıdır.
Genel olarak karşılaşılan bir algılama hatası,Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması konusunun sadece telefon operatörlerini ( PTO ) kapsadığının düşünülmesidir.
Oysa günümüzde internet servis sağlayıcıları,katma değerli telekomünikasyon işletmeleri,seyahat acenteleri,oteller,bankalar ve daha pek çok işletme,kişisel verileri otomatik işleme tabi tutabilir.Bunlar da söz konusu düzenlemelerin kapsamında olmalıdır.
Telekomünikasyon alanıda Kişisel Veri Güvenliği’ni sağlamaya yönelik bir yönetmelik mevcuttur.

 

KİŞİSEL BİLGİLER NASIL İŞLENİR VE KORUNUR ?
Panoptikon Nedir?
Yeremy Bentham tarafından ilk kez 1787 yılında kullanılan ”panoptikon” sözcüğü Yunanca Pan ”herşey” ve Optikos ”görmek için” anlamına gelen (1) iki sözcüğü birleşmesinden oluşmaktadır.Panoptikon,hapishaneleri kontrol etmek için tasarlanmış bir sistemdir.Panoptikon’da hapishane hücreleri bir daire etrafına dizilmiş olup,hücrenin ortasında yer alan kuledeki gardiyan tarafından mahkumlar tek yönlü olarak gözetlenebilmektedirler (2).Mahkumlar gözetlendiklerini bildikleri için farklı tutum ve davranış sergilemekte ve kendilerini güvensiz bir ortamda hissettikleri için huzursuz olmaktadırlar.
Sanki Bir Panoptikondayız
Bu konuda çalışmalar yapan birçok bilim insanı iletişim tekniklerinin artışıyla birlikte günümüz toplumunun bir çeşit panoptikonaya dönüştüğü söylemektedir (3). Nitekim bilişim teknolojileri ve son derece kolaylaşmış görsel, işitsel ve veri transferi sağlayan iletişim araçlarının varlığının bir doğal sonucu olarak günümüzde bireyler daha rahat bir şekilde izlenebilmekte,dinlenebilmekte ve kendilerine ait kişisel bilgiler çeşitli amaçlar için daha rahat bir şekilde kullanılabilmektedir.

AB Düzenlemeleri
AB ve gelişmiş birçok ülke vatandaşlarına güvenilir bir iletişim ortamı sunmak ve kişisel verilerinin işlenmesi ve gizliliğin korunması amacıyla telekomünikasyon sektöründe birçok düzenleme yapılmıştır.
Ab Komisyonu tarafıından çıkarılan 1997/66/Ec sayılı Direktif ile 2002/52/EC sayılı Direktif bu konuyu düzenlemek amacıyla çıkarılmış direktiflerdir.Konunun öneminin daha da anlaşılması açısından Europcan Union Charter of Fundamental Rights,gizliliği bir insan hakkı olarak tanımlamasının (4) hatırlatılmasında yarar görülmektedir.

Ülkemizde Durum
Telekomünikasyon Kurulu da AB’nin anılan direktiflerini esas alarak ‘Telekomünikasyon Sektöründe Kişisel Bilgilerin İşlenmesi ve Gizliliğin Korunması Hakkında Yönetmelik’i hazırlamış ve söz konusu yönetmelik 06.02.2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürülüğe girmiştir(5).

 

KİŞİSEL VERİLERİMİZİ KİM KORUYOR ?
Uluslararası Sözleşme
Avrupa Birliği yol haritasında kişisel verierin korunması için yapılması ve çıkartılması gereken düzenleme ve yasalar mevcuttur.Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Biretlerin Korunmasına İlişkin 108 sayılı Sözleşme,28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açılmış ve aynı tarihte diğer Avrupa Konseyi üyeleriyle birlikte Türkiye tarafından da imzalanmıştır.

Veri mi ? Bilgi mi ?
Konuyla ilgili yaygın bir yanlışın önüne geçmek için şu iki kavramın açıklanması gerekmektedir.”Kişisel Veri” konusundan bahsedilen kaynaklarda ” Kişisel Bilgi” ve ”Kişisel Veri” ifadeleri,aynı anlam yüklenerek kullanılmaktadır.
Herhangi bir veri,ham madde halde iken bir bilgi değeri taşımayabilir,ancak işlendiklten sonra bir bilgi değeri taşıyabilirÖrneğin,şifreli bir metin,bir veridir,ancak şifre çözüldüğünde bilgi olur.Ya da kodlama düzeyinde aktarılan bir veri,uygulama düzeyinde bilgi değeri taşır.

Kişisel Veri Korumanın Aşamaları
Kişisel verinin sadece işlenmesi değil,imhası veya ham halde bekletilmesi aşamalarının hepsi,gizlilik ve güvenlik kurallarına uyarak yapılmalıdır.Ayrıca kişisel verilerin gizliliğinin sağlanması söz konusu işletmelerin faaliyetlerine başlamadan önce yapılması gerekenlerden başlayıp uygulama ve denetleme aşamasına kadar bir bütün olarak ele alınmalıdır.(Türk Ceza Kanunu Madde 138(1):

(Verileri Yok Etmeme) Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ortadan kaldırılması veya yok edilmesi gereken veri olması halinde verilecek ceza bir kat artırılır.)

Elektronik yaşam yaygınlaşıp genişledikçe,hayatımızın her alanına girecektir.Elektronik ortamda hizmet olan kişiler,tek ve kendine özgü (unique) bir numara ile bugün iz bırakacaktır.Bu verilerin hemen hemen tamamı otomatik işleme tabi tutulan verilerdir.

Halen,bireyin hukukunun üstünlüğünü benimseyemeyen ve kendi hukukunu,birey hukukundan üstün tutan devlet anlayışının varlığı,beraverinde birçok endişeyi getirecektir.Oysaki hukuk; genel kabul gören bir anlayışa göre zayıfı korumak için vardır.

İlkeler
Elektronik veriler,niyetinize bakılmaksızın bir anda aleyhinize kullanılabilir.Kısaca ”büyük birader sizi gözlüyor” ( big brother is watching you ) olabilir.Ayrıca yetkili kişiler bir yana,yetkisizlerce de bu veriler hiç kimsenin haberi olmadan ve özel hayatın gizliliğini ihlal ederek kullanılabilir.Bu durum İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesinin ve Anayasanın teminatı altında bulunan özel hayatın gizliliği ilkesine de ters düşmektedir.

Telekomünikasyon alanında,kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması sırasında gizliliğin sağlanması,ilgili işletmelerinin faaliyetlerine başlamadan önce yapılması gerekenlerden başlayıp,uygulama ve denetleme aşamasına kadar bir bütün olarak ele alınmalıdır.Yani esasen kişisel verilerin mevzuatla korunması değil,kurulan ve kurulacak sistemlerin bu doğal olayına uygun olarak işletilmesi gerekmektedir.

Yeni Telekomünikasyon Kurumu’nun bu alandaki işletmecilere çalışma izni vermeden yapması gereken ilk şey işletmelerin kişisel verileri nasıl ve bu şekilde koruyacakları hakkında provizyon istemek olmalıdır.Bu yeterliği sağlayamayan işletmeye,işletme izni verilmemelidir.Ayrıca ilgili işletmelerin veya çalışanların kişisel verilerin gizliliği kurallarına uymaması durumunda,işletmenin kapatılması da dahil,ağır biçimde cezalandırılmaları gerekir.İşletmeler buna uygun olarak kendi iç düzenleme ve denetimlerini yapma konusunda hassasiyete sevk edilmelidir.

Veri Güvenliği Ama Kime Karşı
Kişisel veri güvenliği hakkındaki düzenlemeler,suçla ve suçluyla mücadelede engel çıkarmak amacına yönelik değildir.Ülkemiz gibi teröre karşı uzun süre mücadele vermiş ve bunun sonucu olarak bir kısmı öncelik ve hassasiyetleri ön plana çıkmış ülkelerde,amaç bu olmasa bile,demokrasi anlayışının ve birey haklarının zarar görmesi kaçınılmazdır.Bu anlayış halen etkili olduğu ortamda,bir de buna modern telekomünikasyon araçlarının,elektronik izleme ve kişisel verileri otomatik işleme kabiliyet ve kapasitelerinin günümüzde gösterdiği fevkalade ilerlemeler eklenirse,demokrasi ve insan hakları açısından konunun vahameti daha iyi anlaşılır.Ve depresyonlardan uzak tutan bir olgu ”dur.Bu tanıma göre mahremiyet,insanın sağlıklı yaşam için zaruri bir olgudur.

 

Güven Tesisi
Charles Fried’e göre mahrumiyet; saygı,sevgi,arkadaşlık ve güvenin tesisi için gerekli unsurlardandır.

Paranoynaklar Ülkesi
Gary Marx, haberleşme izlemenin,insanın özel hayatını ihlal ettiğini,insanlar arası güven bunalımına yol açtığını,sosyal düzenin temellerini sarstığını ve insanlarda otoriteye karşıtlık ve şaronoya oluşturduğunu belirtmektedir.Zahit İmre’ye göre,özel hayatına ilişkin konuşmaların başkalarınca öğrebildiğini bilen bireylerden kurulu bir toplumun çehresi değişir.Böylece korkak ve esir psikolojisine sahip insanlardan kurulu bir toplum ortaya çıkar.Böyle bir sonucu önlemek için hukuki esas ve kuralları tespit etmek ve gerekli hukuki tedbirleri almak zorunludur.”Özel hayat duvarlarla çevrilmelidir” şeklindeki bir Fransız atasözü de mahremiyetin hukuk tarafından korunması gereken bir temel hak olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Müsadere
Haberleşme izleme,Türk,Amerikan,Kanada,Alman,İngiliz ve Fransız hukuk sistemlerinde,kişinin konuşmalarına ”el koyma” ; yani bir müsadere işlemi olarak algılanmıştır.

Kamu Hukuku veya Kişisel Hak
Haberleşme izleme işlemine,toplumcu ( komünitaryen ) ve liberal olmak üzere iki farklı açıdan bakılabilir.Toplumcu görüş,toplumsal ihtiyaçların kişisel hak ve özgürlüklerden daha önemli olduğuna inanır.Buna göre,haberleşme izleme,insanın mahremiyeti gibi bazı kişisel hak ve özgürlükleri kısıtlasa bile,toplumun suçla mücadele ihtiyacının giderilmesi için yapılmalıdır.Toplumcu görüşe ise, haberleşme izeleme suça mücadelenin vazgeçilmez bir aracıdır.

İhlal Edilemez
Öte yandan liberal görüşe göre, ferdin hakları,hiçbir surette ihlal edilemez.Bütün haberleşme izleme kanunları,üç ayrı açıdan mahremiyet hakkı gibi temel bir hak ve özgürlüğü ihlal etmektir.Bu üç nokta şunlardır:

 *Haberleşme izleme,hedef şahıstan gizli olarak icra edilmektedir.
*Tek mahkeme kararıyla,birden çok görüşme izlenmektedir.
 *Hedefin, ” suç unsuru olmayan ” görüşmeleri de izlenmektedir.

Engel mi, Araç mı ?
Sonuçta haberleşme izleme,bir yönüyle anayasal hakkı engelleyen bir durum,diğer yönüyle de bilgi toplumunun polisinin suçla mücadelede kullanılması gereken bir araçtır.Anayasal hak ile polisiye hizmetler arasındaki dengenin korunması da hukuki düzenlemelerle mümkün olacaktır.Teknolojideki gelişmeler suç ve suçlu ile mücadelede güvenlik güçlerine çok büyük imkan ve avantajlar verecektir.Bugün hayal bile edemediğimiz yöntemlerle gerektiğinde hedef kişiler adım adım takip edilebilecektir.Ancak bu işlemler sırasında bilerek ya da bilmeyerek yetki aşımı veya yetkiyi kötüye kullanma söz konusu olabilicektir.

Yetki Aşımı
Yetki aşımı ve yetkiyi kötüye kullanma konusunda hangi düzenleme ve caydırıcı tedbir alınırsa alınsın bunun önüne geçilemeyebilir.bu konuda yapılacak düzenlemelerde en ağır cezalar yer verilmeli; daha önemlisi , oto kontrol mekanizması geliştirilmelidir.( ”Yasal olarak telefon dinlenen şahsın,1 dereceden yakınlarıyla olan görüşmesi dinlenemez ” hükmü vardır ama tüm konuşmaları serbestçe dinleyen polisin buna uyup uymadığını kontrol eden hiçbir mekanizma yoktur.)

En Önemli Değer Mahremiyet Olacak
Neyse ki teknolojideki gelişmeler,bir yandan suçla ve suçlu ile mücadelede yeni imkanlar sağlarken,bir yandan da mücadele sırasında mahrumiyeti ihlal edenleri tespit etmeyi amaçlamaktadır.
Mahremiyet bütüm din ve inanç sistemine göre kutsaldır.Ancak yine de gelecekte bu kavram daha önemli hale gelecek ve üzerinde global sistemin en geniş mutabakat sağladığı bir değer olacaktır.
Delilden suçluya giden ve otokontrol mekanizmaları kurulmuş olan polis için işkence ve kötü muamele gibi insan hakları ihlali iddiaları kalmayacaktır.Bununla birlikte mahremiyet ihlali en büyük insan hakkı ihlali olarak değerlendirilmelidir.

MAHREMİYET NEDİR ?
Bilgi çağının getirdiği imkanlar,doğal olarak,suçlular tarafından da kullanılmaktadır.Örneğin, telefon ve internet gibi iletişim araçları,yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi,suç alanında da yoğun kullanılan araçlardır.Bu durumda devletler,suçla mücadele kapsamında,suçluların haberleşmesinin izlenmesi yöntemini kullanarak hukuki ve teknik altyapıyı oluşturmaktadırlar.

İzlemeciler Gücünü Anayasa’dan Alıyor
Haberleşme izleme,kişilerin özel hayat(mahremiyet)alanına giren,temel hakkı ihlal eden bir durumdur.Mahremiyet hakkının dokunulmazlığı,gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası hukuk metinlerinde,gerekse ülkelerin anayasalarında belirlemiş bir durumdur.ABD Anayasasının ek 4.maddesi,mahremiyet hakkını korumaktadır.Yine,Anayasamızın 22.maddesi,özellikle haberleşme hürriyetinin varlığı ve dokunulmazlığını ifade etmektedir.

Tanım Çok ( Zor)
Mahremiyet kavramı tanımlanması ve sınırlarının çizilmesi oldukça zor bir kavramdır.
Mahremiyetin ”mukaddes” liği ve korunması Kur’an,İncil,Tevrat’tan eski,kökleri Yunan ve Çin medeniyetlerine kadar uzanan bir kavramdır.Bu kavram,farklı kültür ve ortamlarda farklı olarak algılanmış ve bu algılanışa göre de farklı sözcüklerle ifade edilmiştir.Örneğin İslam kaynaklarında mahremiyet kavramı,” kul hakkı” olarak görülürken,batı hukukunda daha çok,”yalnız bırakılma olarak ele alınmıştır.

Literatürden Çeşitli Görüşler
Yalnız Kalma Hakkı
20. asrın başlarında,Amerikalı hukukçu Warren ve Amerikan Yüce Mahkemesi Hakimi Brandeis,mahremiyeti,”kişinin hayattan zevk alması için gerekli olan en önemli unsur”olarak nitelendirilmiştir.Bu iki hukuk adamı,mahremiyeti kişinin ”yalnız bırakılma hakkı” olarak tanımlamışlar ve bu hakkın ihlalini de insanın soyut bir varlığı olan ruhuna karşı işlenmiş suç olarak nitelendirmişlerdir.Warren ve Brandeis,hukukun insanın onur,düşünce ve duygu gibi soyut varlıkları korumakla mükellef olduğu argümanından hareketle,kişinin ”yalnız kalma hakkı”nı hukuk tarafından korunması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Onur ve Özgürlüğün Temeli
Avusturalya Mahremiyet Bildirisi’nin önsözünde mahremiyetin,”insan onur ve özgürlüğünün temeli” olduğu belirtilmiştir.

Şahsi Hayatı Koruma
Westin,mahremiyetin,kişinin özgürce tavır ve davranışlarını başkalarının bilmesine razı olmasıyla alakalı bir kavram olduğunu ifade etmiştir.Bloustein,bu kavramı, insan kişiliği ile iritibatlandırmıştır.
Gavison’a göre mahremiyet, birbirinden bağımsız üç,unsur içermektedir.Bunlar gizlilik,kamunun bir ferdi olma ve yalnızlıktır.Calcutt Komisyon raporunda mahremiyet,”kişinin şahsi hayatının,evinin,ilişkilerinin,ailesinin ve evraklarının korunması hakkı ” olarak tanımlanmıştır.Beaney’e göre mahremiyet,insanın:

1) Fikirlerini ve sevinçlerini başkalarıyla paylaşmada,
2) Kendisi ve sorumlu olduğu şahıslar hakkında bilgi elde etme ve açıklamada,
3) Fiziksel yaşam ortamında müdahalede; özgürce karar verme hakkıdır.

Özel Bilginin İstediğine Verilme Hakkı
Lusky mahremiyeti, ”kişinin kendi hakkındaki bir bilgiyi nerede,ne zaman ,nasıl ve kimlere vereceği konusunda karar verme hakkı ” olarak yorumlamıştır.Banisar,dört grupta ele almıştır:
Bilgi,haberleşme,fiziki alana ve coğrafi alana ait mahremiyet

Ruhsal Rahatlık
Yukarıdaki tanımlardan anlaşılacağı gibi,mahremiyet çok geniş bir yelpazede tanımlanmaktadır.Bu nedenle,mahremiyet kavramına tek ve mükemmel bir tanım bulmak oldukça zordur.Tek bir tanım yerine,esnek ve genel ifadelerle yapılacak bir tanım daha doğru olacaktır.
Sidney Jourard’ın tanımı bu esneklik ve genelliği yansıtmaktadır.Jourard özel yaşam kavramını insanın ruhi yönden rahat olması ile irtibatlandırlmıştır.Jourard’a göre mahremiyet,”insanın sosyal baskısından uzak,kendi başına karar vermesini sağlayan; ve insanı endişe,ümitsizliktir.

 

ELEKTRONİK İSTİHBARAT
Her Hareket İz Bırakır
İstihbarat dünyası başlangıçtan günümüze ”her hareketin iz bırakacağı” gerçeğinden hareketle,ne şekilde olursa olsun hep iz peşinde olmuştur.

 

İşler Daha Kolay
Sayılara dayalı (digital) istihbarat sadece iletişimin muhtevasını değil,bıraktığı diğer izleri de değerlendirmektedir.Ayrıca bu değerlendirmeler yapılırken kullanılan cihaz ve kapasite büyüklükleri geometrik büyümesine karşı ihtiyaç duyulan süre ve diğer gereçler,ters orantılı olarak azalmıştır.

Daha Çok Bilgi
İletişim giderek daha sofistike bir hal almaktadır.Geçmişte yapılan telefon görüşmelerinde sadece fatura bilgileri kayıt altına alınırdı.
Günümüzde arayan,aranan,görüşmenin yapıldığı santraller,iletişimin sağlandığı linklerle ilgili bilgiler kayıt altında tutulmaktadır.Mobil telefonlarda ise buna ek olarak hücre (cell) bölgesi,baz istasyonu gibi bilgilerde kaydedilmekte, bu bilgilerden bir kısmı istendiği taktirde abonelere hizmet olarak da verilmektedir.
Data iletişiminde de benzer bir durum söz konusudur.İletişim paketlerinin her biri nereden gelip nereye gittiğini adreslemekte,bununla birlikte taşıdığı pakete ait bilgiler ihtira etmektedir.

Her Paket Anlamı
Bu durum istihbaratçı bakış açısından ”paket anahtarlamalı”sistemlerin ”santrol anahtarlamalı” olanlara göre çok daha ilgi çekici olduğunu ispatıdır.

Tek Format
Bu istihbarat metotlarından bugün de önemli ölçüde yararlanılmaktadır.Gelecekte teknolojilerdeki yakınlaşma ( convergence) ve internetin giderek bir KİA olacağı hipotezleri birleştirilirse,iletişim paketlerinin (data,ses ve görüntü) tek bir format olacağı beklenmelidir.

Elektronik Barkod
İletişim protokolleri gereği iletişimin kontrol altında tutulması,abone hakları,mali ve güvenlik denetimleri açısından bu iletişim paketlerinin her biri bir çeşit barkod sayılabilicek bilgiler içermektedir.
Yeni Gündem
Şimdilerde dünyanın her yerindeki istihbaratçılar bu barkodları ve içereceği bilgileri konuşmaktadır.

 

Elektronik Kimlikler
Bu sistem kurulmasıyla nüfus cüzdanları elektronikleşecek,kontrolleri ise internet veya özel ağlar aracılığıyla her yerden yapılabilecektir.Sistemin bizim açamızdan amacına ulaşması ancak yukarıda bahsedilen teknolojinin sunduğu son imkanların kullanılması ile mümkün görünmektedir.Aksi halde konvansiyonel metotlarla sahte kimlik kullanımının önlenmesi çok zorudur.

 

KİMLİK KARTI TAŞIMA ZORUNLULUĞU BİTİYOR MU ?
Günümüzde uzaktan erişim metotları ve çeşitli telekomünikasyon araçları ile pekçok kişisel işlemleri yapılabilmektedir.Mal veya hizmet alımı,para transferi,fatura ödeme gibi birçok işlem bu yolla yapılabilmektedir.Bütün bunlar yapılırken güvenlik amacıyla şifre,parola ve annenizin kızlık soyadı gibi aslında kolayca ulaşılabilecek ya da tahmin edilebilecek bilgiler kullanılmaktadır.Ayrıca şifre kırıcı programlar gittikçe artmaktadır.
Şifrenize ulaşan biri,sanal alemde sizin yapabileceğiniz herşeyi yapabilir.Dolayısıyla şifre hırsızlığı sanal alemde bir çeşit kimlik hırsızlığıdır.Sanal alemde kimlik hırsızlığının ve kişisel güvenliğin arttırılması için de çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.Bir kişinin kendi kimliğini ispat edebileceği en gerçek ve doğru yöntem,kişinin ayrılmaz parçası olan vücudu ve bedeni özellikleridir ( biyometrik özellikler).Bu özellikler,başlıca parmak izi,yüzü,iris’i,sesi ve DNA’sıdır.Bunun dışında da çeşitli beden özellikleri mevcut olmakla birlikte uygulamada öne çıkan beden biyometrik) özellikleri ( şimdilik ) bunlardır.
Gelecekte KİA (Küresel İletişim Altyapısı)nın yaygınlaşım ve kameraların artması ile birlikte özellikle iris ve yüz tanıma sistemleri de aynı oranda artacak,böylece kimlik taşıma,tarihe karşıcaktır.
Ülkeler vatandaşlarının biyometrik özelliklerini içeren veritabanları(database) hazırlanacak, yeni doğan çocuğa nüfus cüzdanı verilmeyecek,bu veri tabanı otomatik kaydı sağlanacaktır.
Ehliyet ve pasaport sahibi olmak bu veri tabanında ilgili alana ” ehliyet ve/veya pasaportu vardır bilgisinden ibaret olacaktır.

Para, Kredi Kartı, ATM Devri Bitiyor Mu ?
Para en güzel tanımı ile ticarette değişim aracıdır.Para aslında bir senet olup üzerinde imzası bulunan teminatı altındadır.Elektronik ticaret yaygınlaştıkça önce kağıt para,KİA ve Biyometrik tanıma sistemleri yaygınlaştıkça ATM ve kredi kartları da kalkacaktır.
Herhangi bir mal ya da hizmeti almak için,hesabınızda elektronik para bulunması ve bu işlem biyometrik özellikerinize dayalı bir sisteme onaylatmanız yeterli olacaktır.Bu tip işlemler (avuç içi damar izi gibi),bazı bankalarda uygulanmaktadır.

Mahkemeler İnternette mi Görülecek ?
Geleceğin duruşmaları bugün bildiğimiz anlamda mahkeme salonlarında değil,sanal mahkeme salonlarında gerçekleşecektir.Mahkeme sunulan bilgi ve belgeleri inceleyerek sonuca ulaşmak anlamına gelecektir.
Şuan SEGBİS ( Ses Ve Görüntü Bilgi Sistemi ) uygulamasıyla,uzaktaki cezaevleri ve adliye binalarından duruşmalara katılım yapılabilmektedir.

Geleceğin Dünyasında Da Hırsızlık Olacak Mı ?
KİA’ya bağlanmayan bir elektronik cihaz hiçbir şekilde çalışmayacaktır.KİA’ya bağlanınca ise cihazın kimlik,satın alma,hırsızlık gibi güvenlik bilgileri kontrol edilip onay alındıktan sonra hizmet verir hale gelecektir.
Bir elektronik cihaz ( geleceğin cihazları büyük ölçüde elektronik olacaktır) çalındığında, bu cihazın sahibi Digital Güven Merkezi’ne (DGM) başvurarak,cihaz hakkında çalıntı kaydı çıkarabilecektir.Zaten DGM alışveriş bilgilerini tuttuğundan cihaz sahibi hakkında bir şüphe duymayacaktır.
Çalınan bir cihazın başka bir kişi tarafından kullanılmaya çalışılması durumunda KİA’ya bağlanması gerektiğinden,KİA tarafından DGM’ye yaptırılan güvenlik kontrolü sırasında cihazın çalıntı olduğu anlaşılacaktır ve cihazın bulunduğu yer polise bildiricektir.Şahsi eşyalar ise ( Avuç içi Pc,saat,gözlük,silah,vb ) zaten sahip olan kişinin biyometrik özelliklerini tanımadan çalışmayacaktır.
Diğer kıymetli cihazlara ise ister üretimi sırasında,ister üretim sonrasında cihazın kaybolması ya da çalınması halinde bulunmasına yardımcı olacak GPS ve benzeri mikro üniteler takılabilecek,böylece cihaz hırsızlığı,giderek yok derecede seviyeye gelecektir.
Öte yandan önümüzdeki 15-20 senelik süreçte ”kimlik hırsızlığı” kavramının giderek öne çıkacağı tahmin edilmektedir.

 

Bir suçlu herhangi bir birey hakkındaki yeterli kimlik bilgisiyle,geniş bir suç zinciri oluşturabilir.Örneğin borçlar ve kredi kartları için hatalı başvurular,banka hesaplarından hileli geri çekilme,telefon kartlarının yanlış kullanımı ya da suçlunun gerçek ismini kullaanması durumunda reddedilebileceği diğer malların veya imtiyazların ele geçirilmesi bazı suç çeşitleridir.Eğer suçlu yanlış bir şekilde elde edilmiş kredi kartları için hesaplar ya da yetkisiz geri çekilmeleri gösteren banka beyanlarının kurbanıninden başka bir adrese gönderilmesini temin etmek için girişimde bulunursa;kurban,suçlu onun mal varlıklarına,itibarına ve iyi namına büyük zarar verene kadar ne olduğudan haberdar bile olmayabilir.Bu konuyla ilgili detaylı bilgi ” www.doj.gov” internet adresinden alınabilir.

 

VATANDAŞLIK NUMARASI SAHTE KİMLİK KULLANIMINA ENGEL Mİ ?
Polis Ne Bekler ?
Bir polis müdürü olarak Vatandaşlık Numarası kullanımından beklediğim sonuçlardan bazıları;sahte kimlik kullanımının önüne geçilmesi,polisce yapılan hukuki takibatın kolaylaşması,istismasına yol açmadan ve vatandaşın huzurunu bozmadan güvenliğin en üst seviyede tutulması idi.

Pek Çok İşe Yaradı Ama…
Bu uygulama gerçekten de Polis’in teknoloji marifetiyle yaptığı hukuki işlemlerde fayda getirmiş, pek çok karşıklığı ve / veya vatandaşın huzurunu gereksiz yere bozacak uygulamayı en başından engellemiştir.buna müşterek olarak teknoloji takip kolaylaşmış,önemli sayılarda yakalama tereddütsüz ve nokta hedefleme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir.
Yine İstanbul ilinde tam olarak hayata geçirilmesi ile birlikte İstanbul’un güvenliğini önemli oranda artıracak Muhtarlar Otomasyonu olarak bilinen projenin de temel parametresi Vatandaşlık Numarasıdır.

Bekleneni Veremedi
Ancak,bu uygulama,sahte kimlik kullanımının önüne,maalesef beklediğimiz ölçülerde geçememiştir.

Suçlular Tam Gaz
Örneğin Vatandaşlık Numarasının kullanılmaya başladığı tarihten bu güne kadar İstanbul’da yapılan çok sayıda terör örgütü operasyonunda ve organize suç operasyonunda sahte kimlik karşımıza çıkmıştır.Hatta bu operasyonlarda yakalanan örgüt yandaşlarının tamamında sahte kimlik kullanıldığı görülmüştür.
Başta terör suçları olmak üzere ülkemizde işlenen tüm suçların altında sahte kimlik ve belge kullanımı karşımıza çıkmakta,suçluların tespiti ve yakalanmasında en önemli engeli oluşturmaktadır.
Güvenli şehirler için sahte kimlik ve belge kullanımının önüne mutlaka geçilmeli ve gerekli tedbirler iredilikle alınmalıdır.
Kimlik bildirim kanunu yürülükte olmasına rağmen uygulanmamakta ve /veya uygulanması takip edilmemektedir.Bunda cezaların caydırıcı olmaması da önemli rol oynamaktadır.
Bazı basit tedbirler ise çok öenmlidir.Örneğin İstanbul Fatih Nüfus Müdürlüğü ‘nde kayıp sebebiyle yeni nüfus cüzdanı çıkartmaya gelen şahıslara yapılan uygulamada,büyükanne,büyükbaba gibi aile bireyleri ilgili basit sorular sorulması sonucu bir hafta içerisinde 16 kişi yakalanmış ve bu kişilerin tamamının çeşitli suçlardan arandığı anlaşılmıştır.

Yeni Teknolojiler Şart
Bütün bu yaşananlar,nüfus kayıtlarında fotoğraf uygulamasına geçilmesinin gereğini ortaya koymaktadır.Esasen sorumlu makamların bu konuda çalışmalar yaptıkları da bilinmekle birlikte bu konuda geç kalmanın önemi bilinmelidir.
Bununla birlikte bazı Avrupa ülkelerinin uygulamaya başladığı bilinen biyometrik özelliklere dayanan ( DNS,Parmak izi,vs ) verilerin de günümüz teknolojisi ile kaydının küçük yatırımlarla mümkün olduğu bilinmelidir.

 

KİMLİK HIRSIZLIĞI NEDİR ?
En basit tanımıyla kimlik hırsızlığı ve kimlik sahtekarlığı,bir suçtur.Kimlik hırsızlığı ve sahtekarlığı belirgin bir şekilde ekonomik kazanç için kimsenin başka birinin kişisel verilerini sahtekarlık veya aldatma yoluyla haksız yere elde ettiği ve kullandığı bütün suç tiplerini tanımlamak için kullanılan terimlerdir.
Size özel olan ve kullanılması için başkasına verilmeyen / verilemeyen parmak izlerinizden farklı olarak,diğer bazı kişisel verileriniz; vatandaşlık numaranız,vergi kimlik numaranız,banka hesap numaranız,ATM şifreniz ya da kredi kartı numaranız gibi verilerinizin yanlış ellere geçmesi,önemli kayıplara uğramanıza neden olabilir.Mesala Birleşik Devletler ve Kanada’da kimlik hırsızlığı yoluyla pek çok kimsenin kötü niyetli kişilerce hesaplarından para çekildiği,bu kişilerin adına büyük borçlar yapıldığı ya da bu kişilerin kimlikleri ile suçlar işlendiği konusunda pek çok kayıt bulunmaktadır.

En Hızlı Büyüyen Suç
Amerika’da Federal Ticaret Komisyonu’nun açıklamalarına göre yılda 10 milyon,günlük ortalama 27 bin Amerikalının kimliği çalınıyor.Kimlik hırsızlığı ABD’de en hızlı büyüyen suç ( Fastest Growing Crime) olma özelliğine sahip.

Kaybolan İtibar Kolay Geri Gelmez
Bu olayda çalınan sadece mağdur kişilerin parçaları değil,aynı zamanda itibarı olmaktadır.Dahası,mağdur kişiler ortaya çıkan hatalı bilgileri düzeltmek için verdikleri mücadelede ek maddi kayıplara da uğramaktadır.
Meşhur bir kimlik hırsızlığı örneğinde;suçlu,kurban adına 100 bin dolardan fazla kredi kartı borcuna girmiş,ev kredisi almış,araba ve silah almış; hatta kurban adına iflas başvurusunda bulunmuştur.Dahası,kurbanın telefonla arayarak kimlik hırsızlığının federal bir suç olmadığından bahisle kurbanın yerine geçmeye devam edeceği söyleyerek onunla alay etmiştir.
Bu olayda kurban ve karısı 4 yıldan fazla bir süre ve 15 bin dolardan fazla bir para harcayarak itibarlarını tekrar kazanmaya çalıştılar.Ayrıca kimlik sahtekarları ateşli silah tedarik etmek için yanlış beyanda bulunmaktan kısa bir mahrumiyet aldı;ama kurbana verdiği zarar için hiçbir şey ödemedi.
Bu ve buna benzer durumlar ABD Kongresini 1998’de yeni bir federal kimlik hırsızlığı suçu kanuna oluşturmak için harekete geçirdi.

Kimlik hırsızlığı ve kimlik sahtekarlığı suçu için en yaygın yollar nelerdir?
Bu Konulara Dikkat Edin !
Pek çok insan suçluların evlerimize girmeden kişisel bilgilerimizi nasıl bu kadar kolay elde ettiklerini fark etmiyor.Mesala halka açık alanlarda suçlular yakın bir yerden siz telefonunuza pin kodunuzu girerken veya kredi kartı numaranızı tuşlarken sizi gözetliyor ya da bir otel veya araba kiralama şirketiyle telefonla konuşurken verdiğiniz bilgileri(kredi kartı bilgileri,vs) dinliyor olabilir.
Evinizin ya da işyerinizin yakınındaki alanlar güvenli olmayabilir.Bazı suçlular çeklerinizin,kredi kartlarınızın ya da banka beyanlarınızın kopyalalarını veya isminizi,adresinizi ve telefon numaranızı dahi içeren diğer kartları elde etmek için çöp kutularınızı karıştırıyor olabilirler.Bu tür kayıtlar suçluların sizin adınıza olan hesapları kontrol etmelerini ve sizin kimliğinizi üzerlerine almaları kolaylaştırır.
Eğer posta kutunuzda önceden onaylanmış kredi kartları için başvurular alır fakat zarflı gönderileri yırtıp yoketmeden elden çıkarırsanız,suçlular bunlar ele geçirebilir ve bilginiz olmadan kendi kullanımları için bu kartları aktive etmeye çalışabilirler.Bazı kredi kartlarını gönderirken kredi kartı alıcısının bu kartı sadece kendi ev telefonundan aktive etmesine imkan tanıyan güvenlik önlemleri benimsemişlerdir.Ama bu yine de genel bir uygulama değildir ve değişik programlarla çözülebilir.Eğer postalarımız başkalarının kolayca ulaşabileceği bir yere götürülüyorsa suçlular kolaylıklar oraya girebilir ve postalarınız başkalarının kolayca ulaşabileceği bir yere götürülüyorsa suçlular kolaylıkla oraya girebilir ve postalarınızı başka bir yere yönlendirebilir.
Son yıllarda internet,suçlular için şifre ve banka işlemleri verileri gibi kimlik bilgileri elde etmek için cazibe merkezi olmuştur.İnternet heyecan verici özelliklerini keşfetmedeki acelelerinde pek çok insan,”spam” denilen talep edilmemiş,bazı faydalar vaat eden ama kimlik bilgileri isteyen elektronik postalara birçok kez fark etmeden cevap vermektedir.

 

ilehan dedektiflik

Nafaka-Tazminat-Velayet-Mal Paylaşımı Ve Aile Konutu İle İlgili Olarak Türk Hukuk Mevzuatında Yeralan Hükümler

NAFAKA-TAZMİNAT-VELAYET-MAL PAYLAŞIMI VE AİLE KONUTU İLE İLGİLİ OLARAK TÜRK HUKUK MEVZUATINDA YERALAN HÜKÜMLER

1) 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU
MADDE 169 ( Geçici Önlemler) : Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim davanın devamı süresinde gerekli olan,özellikle eşlerin barınmasına,geçimine ,eşlerin mallarının yönetmine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.

MADDE 174 (Maddi-Manevi Tazminat): Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf,kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf,kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda para ödemesini isteyebilir.

MADDE 175 (Yoksulluk Nafakası): Boşanma yüzünden yoksulluğa düşücek rataf,kurusu daga ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gübü oranında süresi olarak nafaka isteyebilir.
(Not: Son hükümlerde,süresiz nafaka mevhumu kalkmaktadır.)

MADDE 185 (Haklar Ve Yükümlülükler): Eşler,bu birliğin mutluluğunu elbirliği ile sağlamak çocukların bakımına,eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.
MADDE 186 (Konutun Seçimi,Birliğin Yönetimi Ve Giderlere Katılma): Eşler,oturacakları konutu birlikte seçerler.
Birliği eşler beraberce yönetirler.
Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.

MADDE 197 ( Birlikte Yaşamaya Ara Verilmesi ): Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği,ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.

MADDE 220 ( Kişisel Mallar): Aşağıda sayılanlar,konum gereğince kişisel maldır:
1- Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yaran eşya
2-Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla yada herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri;
3-Manevi tazminat alacakları
4-Kişisel mallar yerine geçen değerler.

MADDE 222 (İspat): Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu idda eden kimse,iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

MADDE 261 ( İspat) : Bir eşin kişisel malı olduğunu ispatlamadıkça,tüm malvarlığı değerleri ortalık malı sayılır.

MADDE 269 (Kişisel Borçlar): Her eş,diğer bütün borçlardan kendi kişsel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.

MADDE 337 ( Velayet): Ana baba evli değilse velayet anaya aittir.
Ana,küçük,kısıtlı veya ölmüş yada velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre ,vasi atar veya velayeti babaya verir.
MADDE 338 (Üvey Çocuklar): Eşler,ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler.

MADDE 339 (Genel Olarak ) : Çocuk ,ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.Çocuk ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.

MADDE 341 (Dini Eğitim): Çocuğun, dini eğitii belirleme hakkı,ana ve babaya aittir.

MADDE 344 (Çocuğun Aileyi Temsil Etmesi): Velayet altındaki çocuk,ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukuki işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer.

MADDE 349 (Ana Veya Babanın Yeniden Evlenmesi Halinde): Velayet sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi,velayetin kaldırılmasıı gerektirmez.

MADDE 364 ( Nafaka Yükümlüleri): Herkez,yardım etmediği taktirde yoksulluğa düşücek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri,refah içinde bulunmalarına bağlıdır.Eş ile ana babanın bakım ve borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.

MADDE 365 (Dava Hakkı): Nafaka davası,mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.
2-) 2675 SAYILI MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN

MADDE 13 (Boşanma Ve Ayrılık): Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir.

MADDE 19 ( Velayet): Velayet,nesebi düzenleyen hukuka tabidir.

MADDE 21 ( Yardım Nafakası): Yardım nafakası borçlunun milli hukukuna tabidir.

MADDE 35 ( Görev Ve Yetki): Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme,asliye mahkemeleridir.

 

3) HUKUK USULÜ MAHKEMELERİ KANUNUN

MADDE 426/j (Başvurunun İcraya Etkisi): İstinaf yoluna başvurma,kararın icrasını durdurmaz.Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.

MADDE 433: Temyiz,kararının icrasını durdurmaz.

 

4) İCRA VE İFLAS KANUNU

MADDE 36: Borçlu,devlet veya adli yardımdan yararlanan bir kimse ise,teminat gösterme zorunluluğu yoktur.

MADDE 338: Bu kanuna göre istenen beyanı, hakikate ayrkırı surette yapan kimse,alacaklarının şikayeti üzerine,üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

MADDE 344: Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun,alacaklarının şikayeti üzerine,üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir.Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse,borçluya tahliye edilir.

5) İŞ KANUNU
MADDE 35 ( Ücretin Saklı Kısmı): İşçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir veya temlik olunamaz.Ancak,işçinin bakmak zorunda olduğğu aile üyeleri için hakim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dahil değildir.Nafaka borcu alacaklarının hakları sakldır.

 

6) BORÇLAR KANUNU
MADDE 126 ( Zamanaşımı) : Erzak bedeli,nafaka,otel,vs lokanta,masraflarına müteallik davalarda,beş senelik zamanaşımı cari olur.

 

7) ÇOCUK HAKLARININ KULLANILMASINA İLİŞKİN AVRUPA SÖZLEŞMESİ
MADDE 7 ( Acil Hareket Etme Mecburiyeti): Bir çocuğu ilgilendiren davalarda, adli merci gereksizgecikmeyi engellemek için çocuk hareket etmeli,kararların süratle uygulanmasını garanti edecek düzenlemeler sağlanmış olmalıdır.Adli merci acil durumlarda gerektiğinde derhal uygulanabilir kararlar alma yetkisine sahiptir.

ilehan dedektiflik

Türk Kadın Hukuku Mevzuatı

TÜRK KADIN HUKUKU MEVZUATI
( Kadının Hukuki Durumu İle İlgili Mevzuat )

 

 

>>>> 4721 Sayılı Türk Medeni Konunu
( Nişan,evlilik,boşanma,velayet,mal paylaşımı,taminatlar,vb.)
>>>> Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü,Ailenin Korunmasına Dair Kanunun Uygulanması Hakkında Yönetmelik

 

 

Aile İçi Şiddet ve İhbar
Madde 5-(1): Aile bireylerinden biri fiziksel,cinsel,ekonomik veya psikolojik zara görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanması muhtemel olan,bu tip hareketlerin tehdidini,baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren,toplumsal veya özel alanda meydana gelen fiziksel,cinsel,psikolojik,sözel ve ekonomik nitelikte şiddet içeren davranışa maruz kalmaları halinde,şikayet ve ihbar mervihlerine müracaat etmek suretiyle tedbir talebinde bulunabilir.

Uygulanacak Tedbirler
Madde 6-(1): Aile bireylerinden birinin aile içi şiddet maruz kaldığını kendilerinin veya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bildirmesi üzerine,şiddetin belgelenmesi aranmaksızın Aile Mahkemesi Hakimi meselenin mahiyetini göz önünde bulundurarak re’sen ikinci fıkrada sayılan tedbirlerden bir yada birkaçına birlikte veya olayın özelliğine göre uygun göreceği benzer başka tedbirlere de hükmedebilir.

(2) : Bu tedibirler kusurlu eşin veya diğer aile bireyinin;
a) Aile birelerine karşı şiddete veya korkuya yönelik söz ve davranışlarda bulumamasını,
b) Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer aile bireylerine tahsisi ile bu bireylerin birlikte ya da ayrı oturmakta olduğu eve veya işyerlerine yaklaşmamasını,
c) Aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesini,
ç) Aile bireylerini iletişim araçları ile rahatsız etmemesini,
d) Varsa silah veya benzeri araçlarını genel kolluk kuvvetlerine teslim etmesini,
e) Alkolü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanmış olarak şiddet mağdurunun yaşamakta olduğu konuta veya işyerine gelmemesini veya bu yerlerde bu maddeleri kullanmamasını,
f) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurulmasını , içeriri.

>>>> Çocuk Ve Kadına Yönelik Şiddet Hakaretleriyle, Töre Ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirler İle İlgili Başkanlık Genelgesi
( Genelge No: 2006/17)

 

>>>Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme ( CEDAW)
(Kabul Tarihi : 11 Haziran 1985 ,Resmi Gazete 25 Hazian 1985,S.18792)
>>>Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine İlişkin İhtiyari Protokol’ün Onaylanması Hakkında Karar
(Bakanlar Kurulu Kararı, 2002/4703, Tarih: 26 Ağustos 2002, Resmi Gazete, 18 Eylül 2002, S. 24880)
>>> Dünya Kadın Konferansı – Pekin, 15 Eylül 1995
>>>Kadına Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri
(Birleşmiş Milletler Genel Kurulu , 20 Aralık 1993)
>>>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 19 Mayıs 2000 Tarihinde Kabul Ettiği R ( 2000) 11 Sayılı Karar ve İzahat Belgesi
>>>Kadın-Erkek Eşitliği Konusunda 6.Bakanlar Toplantısı
(Stockholm ( İşveç) 8/9 Haziran 2006)
>>>Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Polisin Rolü ve Uygulanacak Presedürler Eğitimi Projesi Protokolü ( 2006)
>>>Aile ve Adalet Bakanlıkları’nın Devam Eden Çalışma ve Eğitimleri ( 2019)

 

ilehan dedektiflik

Boşanmanın Hukuki Nitelikleri

BOŞANMANIN HUKUKİ NETİLİKLERİ ;

( Nafaka, Tazminat,Velayet,Mal Paylaşımı,Aile Konutu )

 

& SIKÇA SORULAN SORULAR ( Boşanma Hakkında Herşey)

# Boşanma İle Birlikte Gündeme Gelebilicek Hukuki Talepler Nelerdir ?
Nafaka
Maddi / Manevi Tazminat
Var İse Çocuğun Velayet Hakkı
Var İse Mal Paylaşımı

 

# Avukat Tutmak Zorunlumudur ?
(Hayır,Değildir.)

 

# Tedbir Nafakası Nedir?
Boşanma davası öcesinde veya dava sırasında eş ve reşit olmayan çocuklar yararına hükmedilicek nafakalardır.

 

# Boşanma Öncesi Nakafa Davası Açmanın Şartı Nedir ?
Bunun için kadının ayrı yaşamakta haklı olduğunu her türlü delil ile ispat etmesi gerekir.

 

#Boşanma Davası Süresince Tedbir Nafakasına Nasıl Hükmedilir ?
Boşanma davası açılmakla eşlerin ayrı yaşama ve nafaka isteme hakkı doğar.
Boşanma davasına bakan hakim,davanın devamı süresince talep olmasa da kanunun öngördüğü üzre; kadının barınmasına,çocukların muhafazasına yönelik tedbirleri almak mayanında tedbir nafakasına hükmetmek durumundadır.

 

# Boşanma Davası Süresince Hükmedilen Tedbir Nafakasının Başlangıç Ve Sona Erme Tarihleri Nelerdir ?
Tedbir nafakasına,boşanma davası sırasında boşanma isteğinin kesinleşinceye kadar zor durumda kalan eşe resen veya telep doğrultusunda boşanma davası tarihinden başlayıp hükmün keşinleştiği tarihe kadar geçerli olmak üzere verilen bir nafakadır.

 

# Boşanma Davası Öncesi Talep Edilen Tedbir Nafakasının Başlangıç Ve Sona Erme Tarihleri Nelerdir ?
Başlangıç tarihi dava tarihi olup,davanın sona ermesi ölüm ve çocuk bakımında da rüşte erme ile sona erer.

 

# Tedbir Nafakasında Görevli Ve Yetkili Mahkeme Neresidir ?
Görevli mahkeme,aile mahkemeleri kurulan yerlerde aile mahkemeleri,aile mahkemesi kurulmayan yerlerde aile mahkemesi yerine bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesidir.

 

#İştirak Nafakası Nedir ?
Evlilik birliğinin sona ermesi yani boşanmaya,
Ve evlilik söz konusu olmaksızın evlilik dışı doğan bir çocuğunun bakımına,hükmedilmesi ile gündeme gelen ve çocuğun bakım,eğitim,sağlık ve terbiyesi ile ilgili olarak, ana ve babası tarafından karşılanması gereken bir nafakadır.

 

# İştirak Nafakasının Başlangıç Ve Sona Erme Tarihleri Nelerdir ?
İştirak Nafakası; boşanma kararının kesinleşmesi ile başlayan ve çocuğun reşit olmasıyla sona eren,çocuğun geleceğinin korunması eğitimi-terbiyesi,iaşesi için boşanma kararından sonra velayeti kendisine verilmemiş olan, eşin çocukları için vermesş gerekli olan bir nafaka çeşididir.

 

# İştirak Nafakasının Belirlenmesinde,Dikkat Edilmesi Gereken Husular Nelerdir ?
İştirak Nafakası Çocuklarının;
Bakım
Beslenme
Eğitim,Öğretim Masrafları
Sağlık Ve Hastalık Durumunda
Yaşları
Tarafların Hayat Seviyeleri
Ekonomik Ve Sosyal Durumları
Ve İhtiyaçları dikkate alınarak belirlenir.

 

#İştirak Nafakasında Görevli Ve Yetlili Mahkeme Neresidir ?
Görevli mahkeme aile mahkemesidir.Bu yoksa yetkili asliye hukuuk mahkemesidir.Boşanma davası sırasında davaya bakan mahkeme yetkilidir.Bağımsız olarak açılan iştirak nafakalarında ise yetkili mahkeme,davalının ikahmetgahı mahkemesidir.

 

# Yoksulluk Nafakası Nedir ?
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşulu ile geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak talep ettiği nafaka türüdür.

 

# Yoksulluk Nafakası Ne Zaman Talep Edilebilir ?
Boşanma davasıyla birlikte
Boşanma davası süresince
Veya boşanma davası sonuçlandıktan sonra, talep edilebilir .

 

# Yoksulluk Nafakasının Belirlenmesinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Nelerdir ?
Yoksulluk nafakası isteminde bulunan eş, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek durumda olmalıdır.Yoksulluk nafakasının takdirinde;
Nafaka isteminde bulunan tarafın hiç gelirinin olmaması
Nafaka isteminde bulunan tarafın çalışarak durumunda olmaması
Nafaka isteminde bulunan tarafın geçimini kendi mali varlıkları ve çalışma gücü ile karşılayamaması halleri önemli verilerdir.

 

# Yoksulluk Nafakasına Hükmedilebilmesinin Şartları Nelerdir ?
Mahkemenin boşanmaya karar vermesi gerekir.boşanma davası reddedilirse yoksulluk nafakasına karar verilemez.
Eşin bu nafakayı isteme talebinin olması gerekir.
Nafaka talebinde bulunan taraf, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmüş olmalıdır.
Nafaka talebinde bulunan taraf, yeme,barına, giyim,sağlık,ulaşım gibi zorunlu ihtiyaçlarının karışlayamacak durumda olmalıdır.
Nafaka talep eden tarafın kusuru,diğer eşten daha ağır olmalıdır.
Nafaka davacının geçimi için diğer eşin mali gücü nispetinde tespit edilmelidir.

 

# Yoksulluk Nafakası Hangi Hallerde Kesilir ?
Tazminat alacaklısı eşin yoksulluğunun ortadan kalkması,
Eşin halsiyetsiz hayat sürmesi ,
Başka biriyle evllilik dışı yaşaması,
Yeniden evlenmesi,
Eşlerden birinin ölmesi,
Nafaka veren eşin ekonomik durumunun nafaka vermeyecek düzeyde olması hallerinde kesilir.

 

# Yoksulluk Nafakasında Görevli Ve Yekili Mahkeme Neresidir ?
Yoksulluk nafakası talebinde ve bu nafakanın arttırılması,azaltması veya kaldırılması davalarında görevli mahkeme, aile mahkemesi, bu yoksa yetkili asliye hukuk mahkemesidir.
Boşanma davasıyla birlikte yoksulluk nafakasıda talep edilecekse,yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son 6(altı) aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
Boşanmadan sonra açılıcak yoksulluk nafakası davalarında yetkili mahkeme,nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir.Bu dava, davalı ikahmetgahı mahkemesinde de açılabilir.

 

# Tedbiri İştirak Ve Yoksulluk Nafakalarının Düşülmesi Veya Arttırılması Mümkün Müdür ?

Nafakaların tespitinde dikkate alınan şartlarda olumlu veya olumsuz değişiklik olması haline, tüm nafaka türlerinin düşülmesi veya arttırılması dava konusu yapılabilir.

 

# Nafakanın Ödenmemesi Halinde Alacaklı Taraf Nafakayı Nasıl Talep Eder ?
Nafaka ödenmezse, alacaklı taraf mahkeme kararını icraya intikal ettirir.Bunun yanı sıra icra takibinin yapıldığı icra müdürlüğünün bağl olduğu icra teknik mercehine(icra mahkemesine) şikayet dilekçesi vererek nafaka borçlusunun tazyiken hepsini istiyebilir.

 

# Nafaka Borcunun Ödenmemesi Nedeniyle Tazyik Hepsine Hükmedilmesinin Şartları Nelerdir ?
Nafaka hükmüne uymama şuçunun unsurları şunlardır ;
Nafaka hakkında ara karar veya kesin karar olmalıdır.
Borçluya ilhama dayanan icra takibi ile ilgili icra emri tebri olmalı ve icra emri kesinleşmiş olmalıdır.
İcra Emrinin tebriğinden başlayarak en az 1(bir)aylık nafaka borcu bulunmalıdır.
Şikayet 3(üç)ay içinde yapılmadır.

 

# Boşanma Nedeni İleTalep Edilicek Maddi Tazminat Nedir ?
Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen,kusursuz veya daha az kusurlu tarafın,kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır.

 

# Maddi Tazminat Ne Zaman Talep Edilir ?
Boşanma davasıyla birlikte veya boşanma davası sonuçlandıktan sonra talep edilebilir.

 

# Maddi Tazminatın Belirlenmesinde Dikkat Edilen Hususlar Nelerdir ?
Maddi tazminata hükmedilirken belirlenmesi gereken;
var olan veya beklenen yasanın ne olduğu kanunda belirlenmemiş olup,bu husus hakimin takdiine bırakılmıştır.
Hakim Maddi Tazminatı Belirlerken ;
Evlilik süresini,
Eşin yeniden evlenme şansının ne olduğunu,
Tarafların özelliklerini,
Boşanmaya neden olan olayın özelliklerini,
Eşin kocasına güvenerek tahsiline veya işini bırakmış olup,olmadığına
Boşanmaya neden olan olayda tarafların kusur derecelerine
Eşlerin sosyal ve ekonomik durumlarına
Eşlerin yaşlarına
Eşlerin evlilik birliği içinde sahip oldukları imkanları
Eşlerin çalışıp çalışmadıklarını dikkate alır.

 

# Maddi Tazminat Ne Zaman İstenmelidir ? , Zaman Aşımı Var mıdır ?
Maddi tazminat talebi,boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.Bu süreden sonra açılan tazminat talebi davasını hakim re’sen reddeder.

 

# Boşanmada Manevi Tazminat Nedir ?
Boşanmaya neden olan olaylar yüzünden kişilik hakkı,saldırıya uğrayan (manavi olarak zarar uğrayan) tarafın, kusurlu olan diğer tarafın talep ettiği tazminattır.

 

# Manevi Taminat Ne Zaman Talep Edilir ?
Boşanma davası ile birlikte veya boşanma davası açtıktan sonra talep edilebilir.

 

# Manevi Tazminat Talep Edebilmenin Şartları Nelerdir ?
Öncelikle boşanma kararının olması,
Bu tazminatın talep edilmiş olması,
Talep olmadan hakim manevi tazminata karar veremeyeceğinden,bu tazminatın talep edilmiş olması,
Boşanma kararının verilmesine dayanak teşkil eden nedenler bakımından manevi tazminat talebinde bulunan tarafın, karşı tarafa kıyasla daha az kusurlu bulunması,
Boşanmaya neden olan olaylar yüzünden davacı eşin kişilik hakkının saldırıya uğramış olması,
Davacının uğradığı zarar ile boşanma arasında uygun illiyet bağının bulunması yani davacının idda ettiği manevi zarar boşanmanın sonucu doğmuş olması gerekir.

 

# Manevi Tazminat Ne Zaman İstenmelidir ?
Boşanmanın kesinleşmesi ile 1 yıl süre ile zaman aşımı süresi içinde istenmelidir.

 

# Maddi Ve Manevi Tazminat Davalarında Görevli Veya Yetkili Mahkeme Neresidir ?
Görevli mahkeme,aile mahkemesi onun olmadığı yerlerde ise yetkili asliye hukuk mahkemesidir.
Yetkili mahkeme ise, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya boşanma davasına bakan mahkemedir.

 

# Velayet Nedir ?
Velayet,rüşte ermemiş olan küçüğün idare sorumluluğu veya yetkisidir.Rüşte ermemiş olan küçük anne ve babasının velayeti altındadır.

 

# Boşanma Neticesinde Velayet Hakkında Karar Verilirken Nelere Dikkat Edilir ?
Hakim, velayet hakkında eşlerden hangisine verileceğine kararına verirken çoçuğun bakım ve eğitimi konusunda onun çıkarlarını göz önünde bulundurur.
Çoçuğun yaşı
Cinsiyeti
Sağlık Durumu
Eğitimi
Alıştığı Ortam
Sağlık Kurumlarından Yararlanma Kalitesi
Annenin Bakım Ve Şefkatine Muhtaç Olması
Anne Ve Babanın Özel Yaşamları
Anne Ve Babanın Sağlık Durumları
Anne Ve Babanın İş Durumları
Çocukların Birden Fazla Olması Halinde Bunların Birbirinden Ayrılmaması
Anne Ve Bababının Sabıka Durumları Göz Önüne Alınır.

 

# Velayet Hakkı Kendisine Verilmeyen Tarafın Çocukla Olan İlişkisi Nasıl Düzenlenir ?
Hakim, velayet verilmeyen tarafın çocuğu ne zaman ne kadar süre için göreceğine belirler,bunun yanı sıra mali imkana göre çocuğun velayeti verilmeyen eşin,çocuğun ihtiyaçları için masrafları katılması gerekmektedir.

 

# Eşlerden Birinin Çocuğu Kaçarak Ayrılması Halinde,Diğer Eşin Çocukla İlişkisi Nasıl Düzenlenir ?
Bu durumda çocuğu kaçırmış eşe karşı,çocuğu görme amaçlı tedbir mahiyetli dava açılmalıdır.
Hakim Medeni kanunun 197.136/2 ve 323. maddelerine göre çocuğunun yüksek menfaatlerini koruyucu tedbirler alır.Ancak mevcut durumda kanunda velayet hakkının mutlaka eşlerden birine verilmesi gerektiğine dair emredici bir hüküm yoktur.Yani hakim çocuğun yararı için alternatif çözümleri hükmedebilir.

 

# Çocuğu Görme Hakkı Olan Eşe Çocuğunun Gösterilmemesi Halinde Yapılması Gereken Nedir ?
Mahkeme kararının icraya intikali ile çocuk görülebilir.Son çıkan kanunlarda ısrarla çoçuğu göstermeyen eşten velayet alınabilmekte ve nafaka kesilebilmektedir.(İcra İşlem Kanunu Yenilenmektedir )

 

# Türk Medeni Kanununa Göre Mal Rejimleri Nelerdir ?
Edinilmiş Mallara Katılma
Mal Ayrılığı
Paylaşmalı Mal Ayrılığı
Mal Ortaklığı

 

# Eşler Yapacakları Sözleşme İle İstedikleri Mal Rejimi Seçebilirler mi ?
Eşler evlenmeden önce veya sonra yapacakları mal rejimi sözleşmesi ile rejimlerden birini kabul edebilir.

 

# Yasal Mal Rejimi Hangisidir ?
Eşler hiçbir mal rejimini seçmediği takdirde, ” edinilmiş mallara katılma ” rejimini seçmiş sayılırlar.

 

# Hangi Mallar Kişisel Mallardan Sayılır ?
Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olan veya bir eşin sonradan miras yoluyla yada herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği mal varlığı değerleri,
Manevi tazminat alacakları
Kişisel mallar yerine geçen değerler kişisel maldır.

 

# Mal Ayrılığı Rejimi Nedir ?
Eşlerden her birinin, yasal sınırlar içinde kendi mal varlığı üzerinde yönetim yararlanma veya tasarruf haklarının korunmasıdır.

 

# Mal Ortaklığı Rejimi Nedir ?
Eşlerin kişisel malları dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur.Eşler ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar.Hiçbir eş ortaklık pay üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir.

 

# Aile Konutu Nedir ?
Ailenin devamlı olarak ikahmetine ayrılan konuttur.

 

# Birden Fazla Aile Konutu Olabilir mi ?
Nedeni Kanun’a göre bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim olamaz.Bir Ailenin birden çok konutu olabilir,ancak bunlardan sadece biri aile konutudur.

 

# Tapuya Aile Konutu Şerhi Veirlmesinin Hukuki Sonuçları Nelerdir ?
Bu yazıldığında bir eş diğerinin rızası bulunmadıkça bu konutla ilgili hiçbir hukuki işlem yapılamaz.

 

# Aile Konutu Şehri Kim Tarafından Verilir ?
Malik olamayan eşin talebi ile
Evin maliki (sahibi) olan eşin veya eşlerden her ikisininin birlikte talebi ile yazılır.

 

# Aile Konuta Şehri Nasıl Verilir ?
İkametgah belgesi
Evlilik Cüzdanı
Kimlik Belgesi ( kimlik yerine geçen belge ) bir adet vesikalık fotoğraf ile birlikte iligili tapu müdürlüğüne başvurulur.

 

# Boşanma Halinde Aile Konutunun Akibeti Ne Olur ?
Bu Konuda eşler kendileri karar verebilirler.Anlaşmazlık durumunda ise hakim,olayın özelliklerini,ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocuklarınmenfaatlerini hakkaniyetle gözönünde bulundurarak bir karar verir.Kararın tapu kütüğüne şehri için tapu memurluğuna bildirir.

 

# Aile Konutu Şerhi Hangi Hallerde Terkin Edilir ?
Malik olmayan eşin talebiyle istenmiş ise yine malik olmayan eşin talebiyle,
Her iki eşin birlikte malik olduğu hisseli gayrimenkule eşlerden birinin talebiyle işlenmiş ise şerhi işleten eşin talebiyle,
Malik olan eşin talebiyle işlenmiş ise malik olmayan eşinde talep

 

# Aile Konutu Şerhinin İşlenmesinde Görevli Ve Yeterli Mahkeme Hangisidir ?
Aile mahkemeleridir.Bunun olmadığı terde ise bu sıfatla görevli asliye hukuk mahkemeleridir.
Yetkili mahkeme,boşanma davasının görüldüğü mahkemedir.Boşanma davası olmaksızın açılacak aile konutu şerhi taleplerinde ise yetkili mahkeme,eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Aile Hukukunda Velayet ( Çocukla Kişisel İlişki Kurulması).
Boşanma Ve Ayrılık
Aile Mahkemeleri Uygulaması
Aile Konutu Ve Aİle Mahkemeleri Yargılama Yöntemi
Avukat O.OY ( Nafaka,Tazminat,Velayet,Mal Paylaşımı,Aile Konutu)
H.BULUT,Bakırköy Aile Mahkemesi Hakimi
A.ÖZUĞUR,Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Üyesi
B.GÜRSOY,Bakırköy Aile Mahkemesi Hakimi
H.BULUT,Bakırköy Aile Mahkemesi Hakimi / Yargıç
Avukat N.YETİK

ilehan dedektiflik

Kamuoyu Duyurusu

KAMUOYU DUYURUSU

Hiçbir vasfı olmadığı halde kurumumuzu taklit ederek kopya broşür sitesi açıp dedektiflik yapmayı deneyen,kabiliyetsizlik nedeniyle de tek bir iş başaramayan bazı kişiler ahlak erozyonu ve kıskançlık duygularıyla,geçmişi başarılarla dolu ve % 99,5’luk başarı oranı tecsillenmiş büromuzu,hayali uydurma ve hiç var olmamış işlerde başarısızlıkla suçlayarak küçük düşürmeyi denemektedir.Bunu da internet ortamında sahte isimlerle,kendilerini gizliyerek yapmaya çalışmaktadırlar.

Yaptığımız basit bir araştırmayla bu yazıların iki kaynaktan çıktığını tespit etmiş bulunmaktayız.

Bu kıskançlık hezeyanına kapılmış iki şahış, ”müşteriye cinsel taciz” ve ” müşteri dolandırıcılığı ” adli suç dosyalarının varlığını gördük.Kaldı ki birisi 2011 yılında eşi ile ilişkisi olan kişinin bulunması için tarafımıza başvurmuş ve kendisine ücretsşz olarak yardım ediliğ ilgili kişi bulunmuştur.Biz ise etik politikamız gereği,internetteki dedektiflik yaptığını söyleyen bu kişiler aslına ne olduklarını ifşa etme silahını asla kullanmadık.Çünkü görüleceği üzere sadece kendimizle yarışan,sayısız seçkin ve memnun müşterilerimizin olduğu sektör lideri bir kuruluşuz.

Kıskançlığı anlıyoruz,eleştiri de memnuniyetle kabul ederiz.Ancak takma isimli birisi bizden hizmet talep etmiş de biz becerememişiz gibi hayal ürünü ithamı, mükemmellik ilkemize hakaret sayarız.

”Ahlak terbiyesi,ekmek ve elbiseden daha değerlidir”der.Socrates.Ve ”Ey kardeş ! Asil,yalan söylemez” der Hoca Ahmet Yesevi.Ayrıca Nietzsche yıllar önce,” Kıskançlık alevleriyle sarılan,en sonunda akrep gibi kendi kendini sokar” diye ne güzel söylemiştir.

Bu tür yalan bilgi yayamaya tevessül eden küçükçülerin iftiraya ayırdıkları vakti ahlaklarını düzeltmeye ayırmadıkları taktirde,medya odamızda isimlerini ve ”gerçekte” ne olduklarını paylaşarak savcılık şikayetinde suç uydurmaktan tekrar ceza almalarnı sağlayacağımızı üzülerek duyuruyoruz.

Saygılarımızla

HİTLER’İN ”BÜYÜK YALAN” TEORİSİ : Basın sektöründe etkili olan yahudiler propaganda amacıyla öylesine büyük yalanlar söylüyorlardı ki, gerçeğin bu derece çarpıtılamayacağını düşünen herkez bu yalana inanıyordu.
* YERİNDE SAYANLAR,YÜRÜYENLERDEN DAHA ÇOK AYAK PATIRTISI EDER !             – Cenap Şahabettin
* Dürüstlük pahalı mülktür,ucuz insanlarda bulunmaz.           – Hz.Ömer (r.a)

ilehan dedektiflik

Muktelip Yargı Kararları

MUKTELİP YARGI KARARLARI

MADDİ/MANEVİ TAZMİNAT
1) HGK.nun 03.10.1990 gün 275/ 459 sayılı kararında da vurgulandığı üzere hukuk öğretisinde,gerek uygulamada; kişinin yaşam ve sağlığı gibi maddi değerleri ile onur,saygınlık özgürlükleri,özel yaşam gibi manevi değerleri,kişisel değerler olarak kabul edilmektedir.

2) Rize Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1998/64-44 esas ve karar sayılı davarda,davacı kocanın sadakatsiz olup,tam kusur gerçekleşmiştir.Bu durum,kadının şahsiyet haklarına ağır bir tecavüz tesşil eder.Şartları oluşan manevi tazminatın kabulü gerekirken,reddi doğru bulunmamştır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,9-5 2002 Tarih,2002/5169 Esas,2002/6169 Sayılı Karar)

3) Koca tarafından 11.12.1992 tarihinde açılan boşanma davası,’….davacının başka bir kadınla ilişikisinin olduğunu,eşini dövüp hakaret ettiği,davalının kusuru bir davranışının bulunmadığı anlaşılmıştır…” gerekçesiyle reddedilmiş karar 12.11.1993 tarihinde kesinleşmiştir.
Kocanın bu karardan 3 yıl sonra açtığı boşanma davasın da, ‘barıştırkları’ gerekçesiyle reddedilmiştir.
Eldeki temziye konu edilen boşanma davası ise 3.10.2003 tarihinde açılmıştır.Tarafların ilk boşanma davasının reddedilmesinden sonra biraraya gelip barıştıkları ve evlilik birliğini 3-4 ay karar devam ettirdikleri,ikinci açılan boşanma davasında verilen kararla hükmen belirlendiğine göre biraraya gelip evlilik birliğinin devam ettirilmiş olması,önceki olayların hoşgörüyle karşılandığını gösterir.Bundan sonra da kocanın,kadının kişilik haklarına tecavüz niteliğinde maddi bir hadise bulundurulmaktadır.Bu bakımdan kadın lehine manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırıdır.
Kocanın manevi tazminat yönünden karar düzeltme talebinin kabulüne,hükmün manevi tazminat yönünden bozulasına karar verilmesi gerekmiştir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,15.2.2005 Tarih, 2005/1024 Esas, 2005/2071 Sayılı Karar)

4) Eşit kusurlu olan eş yararına manevi tazminat takdir edilemez.Boşanma sonucu yoksulluğa düşecek kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmelidir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi.22.1.2004 Tarih,2004/66 Esas, 2004/ 764 .Sayılı Karar )

5) Davacı koca düğün nedeniyle yapılan masraflar,takılar ve görünmeyen masraflar için maddi tazminat istemiştir.Bu talep Türk Medeni Kanunu’nun 174/1 maddesi anlamında tazminat niteliğinde olmadığından,boşanma eki niteliğinde değildir.Bu nedenle ayrıca peşin nisbi harca tabidir.(Harçlar Kanunu Md.30-32).Peşin nisbi harç ikmal ettirilmeden ve bu konuda taraflardan deliller sorulup toplanmadan eksik araştırma ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 8.4.2004 Tarih,2004/3268 Esas, 2004/4570 Sayılı Karar)

6) Davacının,davalı eşinin yaşamsal önem taşıyan böbrek ameliyetı ile herhangi bir şekilde ilgilenmemesi,kişilik haklarına saldırı niteliğindedir.(Yargıtay 2.Dairesi,2005/9973 Esas,2005/10409 Sayılı Karar)

7) Anlaşmalı boşanma davasında yoksulluk nafakası talep etmeyen eş,bu karar kesinleştikten sonra artık yoksulluk nafakası talep edemez.(Yargıtay 3.Hukuk Dairesi,22.5.2005 Tarih ve 9674-8731 Sayılı Karar)

8) Anlaşmalı boşanma davasında saklı tutulan nafaka talepleri boşanma kararının kesinleşmesinden sonra talep edilebilir.(Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, 22.5.2005 Tarih ve 1242-1657 Sayılı Karar)

9) Yeme içme,barınma,ulaşım,eğitim gibi bireylerin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayamayacak düzeyde geliri olmayanlar yoksul sayılmalıdır.
(Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, 21.7.2005 Tarihine 7985-8310 Sayılı Karar )

10) Tarafların sosyal ve ekonomil durumlarındaki değişiklik nedeniyle yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilebilmesi için leyhine yoksulluk nafakasına hükmedilen eşin yoksulluğunun ortadan kalkıp kalkmadığı araştrılmalıdır.(Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, 27.5.2002 Tarih ve 3921-5942 Sayılı Karar)

11) Yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilebilmesi için,boşanma tarhindeki lehine yoksulluk nafakası bağlanan tarafın mameleki gelir durumu ile nafakanın kaldırılması davasının açıldığı tarihteki durum arasında lehine bir farklılığın bulunduğu kanıtlanmalıdır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,3.6.2002. Tarih, 2002/66665 Esas,2002/7412 Sayılı Karar).

12) Tarafların eşit kusurlu olmaları halinde diğer şartlarında oluşması halinde talep eden eş için yoksulluk nafakası ödenmesi gerekir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,26.2.2004 Tarih ve 1161-2344 Sayılı Karar)

13) Ev hanımı olan kadının geliri ve mal varlığının bulunması halinde gelir ve mal varlığının onu yoksulluktan kurtarıp kurtarmadığının araştırılması gerekir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,28.9.2004 Tarih ve 7657-10780 Sayılı Karar)

14) Çocuğun ergin olacağı tarihe kadar her zaman iştirak nafakası istenebilir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,26.4.2004 Tarih ve 4671-5292 Sayılı Karar)

15) Boşanmaya neden olan olaylarda tam kusurlu olan eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemez.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 16.2.2004 Tarih ve 956-1668 Sayılı Karar)

16) Velayeti anneye bırakılan müşterek çocuklar için iştirak nafakası takdir edilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,31.3.2003 Tarih ,2003/1157 Esas, 2003/4467 Sayılı Karar)

17) Velayet çocuğun reşit olması ile kendiliğinden sonra ereceğinden,reşit olan çocuğun eğitimine devam etmesi istisnası dışında iştirak nafakası da bu tarihte kendiliğinden sona erer.İştiraf nafakası ancak boşanma kararının kesinleşmesi ile başlayan bir nafaka çeşididir,öncesi tedbir nafakasıdır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,7.7.2004 Tarih ve 7813-9094 Sayılı Karar)

18) Tedbir nafakası her an doğup işleyen alacak niteliğindedir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,30.1.9094 Sayılı Karar)

19) HUMK’nun 240.maddesine göre,kural olarak hakim sunulan delilleri serbestçe takdir eder.Somut olayda davacı eş,davalı kocasının alkol müptelası olduğunu,devamlı alkol alıp kendisini dövdüğünü,ailesiyle ilgilenmediğini,bunun sonucu müşterek çocuğunu da yanıma alarak annesinin evine sığındığını,ayrı yaşama hakkı bulunduğunu iddia ederek,kendisi ve müşterek çocukları G.için tedbir nafakası istemiş,iddasını ıspatlamak için tanıklarını bildirmiştir.Mahkemece;davacı tanıklarının,davacının akrabaları olduğu ve tarafların bulunduğu mahalden başka bir ilde oturmaları sebebiyle iddia olunan olaylarla ile ilgili görgüyle dayalı bilgileri bulunmadığı,davalı tanığının ise tarafların komşusu olduğu,görgüye dayalı bilgilerinin olduğu,beyanlarının daha samimi olduğundan bahşsle davalı tanıgının beyanı esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, davacı tanıklarının akraba olup olmaması,taraflarla aynı mahalde oturup oturmamaları,tarafsızlıklarına ve olayları görüp bilmelerine engel olmadığı gibi iddaları doğrulayan davacı tanıklarının beyanı,davacı tarafından da herhangi bir itiraza uğramamıştır.Hükme esas alınan davalı tanığı K.beyanında,’…. davalının ara sıra alkol kullandığını” beyan etmiş,

diğer davalı tanığı L.ise beyanında,”….. davacı E.bize gelerek davalıdan yakındı,kendi kendine müşterek haneden ayrılıp gittiğini bilahare duydum,daha önce bir kez daha gitmişti,iki ay durdu tekrardan müşterek haneye geri döndü” diyerek her iki davalı tanığı da,davacının ve davalı tanıklarının iddia ve beyanlarını doğrular nitelikte beyanda bulundurkları da dikkate alınarak,davacının ayrı yaşamada haklı olduğu hususu sabit olduğu halde yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru değildir. ( Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, 6.2.2006 Tarih, 2006/ 95 Esas, 2006/504 Sayılı Karar)

20) Somut olayda,davalı kadına 24.4.2002 tarihinden geçerli olarak aylık 50.000.000.TL yoksulluk nafakası verilmiş, bu tarihten çok önce ( 24.9.2000) ölen babasından intikal eden aylık 194.593.622 TL yetim maaşı almaya başlamıştır.Dolayısı ile boşanma ile birlikte davalının bu maaştan yararlanacağı bilinerek yoksulluk nafakasına hükmedildiği gibi,dul ve yetim maaşının miktarı itibariyle yoksulluğu ortadan kaldırmadığı (Hukuk Genel Kurulu’nun 21.2.2001 gün, 2-162 E,185 K.Sayılı ilaminda da kabul edilmiş olup)böylece istemin reddi gerekirken delillerin yanılgılı şeklide değerlindirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.(Yargıtay 3.Hukuk Dairesi,9.3.2004 Tarih, 2004/1827 Esas,2004/1802 Sayılı Karar)

21) Medeni Kanun’nun 144.maddesinde ifadesi bulunan yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için miktarı da gösterilerek açıkça istenilmesi zorunludur.Son duruşmalarda yoksulluk nafakası istendiğinden söz etmiş ise de miktarı belirtilmediğinden,kanuna göre uygun bir isteğin varlığından söz edilemez.Mahkeme istek olmadan bu konuda karar veremez.
HUMK.nun 75.maddesi uyarınca hakim,iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya iddia sebebini hatırlatacak hallerde bulunamaz.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,3.5.2001 Esas,2001/6977 Sayılı Karar)

22) Anlaşarak boşanma halinde yoksulluk nafakası isteği olmadığını açıklayan tarafın bu beyanı,boşanma yüzünden yoksulluğa düşmeyeceğini gösterir ve kendisi bağlar.(HUMK.236)
Bu hal dikkate alınmadan davacı için yoksulluk nafakası tayini doğru bulunmamıştır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,11.2.2002 Tarih,2002/1104 Esas,2002/1667 Sayılı Karar)

23) Toplanan delillere göre davacı-davalı kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği anlaşılmıştır.Davacı-davalı kocanın vedeni ve fikri kabiliyetine göre çalışmıyor,gelir de temin etmiyorsa sonuçlarına katlanmak zorundadır.Kadın yararına uygun miktar yoksulluk nafakası takdiri gerekirken bu nafakanın verilmemesi doğru olmamıştır.(Yargıyat 2.Hukuk Dairesi,15.6.2005 Tarih,2005/6970 Esas,2005/9240 Sayılı Karar)

24) Aldığı nafaka miktarı ile,çalışarak elde ettiği adgari ücret miktarı toplamı ise,onu, yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir.Zira yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomil durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek tadir edilmelidir.Yoksulluk nafakası,ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanır.Onun içindir ki bilimsel öğretide; ”Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün,evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğindendir”denir.(Akıntürk,Turgut;Aile Hukuku,2.Cilt.İst.2002.Sh 294)
….asgari ücret kişiyi yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,28.2.2007.Tarih,2007/3-84 Esas,2007/95 Sayılı Karar)
>>>#VELAYET
25) Bedeni,fikri,ahlaki gelişimine engel olacağı yönünde ciddi,inandırıcı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı ispat edilemediği müddetçe,ana bakım ve şefkatine muhtaç yaştaki küçüğün velayetini kullanma yetkisi anaya verilmelidir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,18.3.2003 Tarih,ve 2696-3752 Sayılı Karar)

 

26) Velayet hakkı kendisine verilen eşin,kişisel ilişkiyi sürekli engellemesi velayetin değiştirilmesine neden olur.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,4.4.2002 Tarih ve 3930-4731 Sayılı Karar)

27 ) Evlilik biriliği olmaksızın dünyaya gelen çocuğun velayetinin çocuğu doğuran anaya ait olduğunu ve velayet kendisinden alınmasını gerektiren bir olayın varlığı ıspatlanmadığı müddetçe velayet kaldırılmasına karar verilemez.(Yargıyat 2.Hukuk Dairesi, 21.11.2002 Tarih, ve 11686-12853 Sayılı Karar )

28) Velayetin düzenlenmesinde çocuğun mendaati eşlerin menfaatlerinden daha üstün tutulmalı ve çocuğun yeterince vakit ayıramayan eşe velayet tevdii edilmemmelidir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,6.5.2003 Tarih ve 3684-6706 Sayılı Karar)

29) Boşanma sonucu velayet kendisine verilmiş olan ana veya babanın ölümü halinde velayet doğrudan sağ kalan eşe geçmeyerek,öncelikle küçüğe vasi atanması yoluna gidilmelidir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 7.4.2003 Tarih ve 3931-4938 Sayılı Karar )

30) 1997 doğumlu Esma il 1995 Aslıhan baba yanındadırlar,Küçüklerin alıştıkları ortamdan ve kardeşlerin birbirinden ayrılması,bedeni ve fikri gelişmelerine olumluz etki yapacaktır.Küçükler de baba yanında kalmak istemektedirler.Bu husus düşünülmeden 1997 doğumlu Esma’nın babaya bırakılması gerekirken anneye bırakılması doğru bulunmamıştır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,18.10.2005 Tarih ve 8391-14409 Sayılı Karar)

31) Velayet düzenlenirken yeterli idrake sahip olan küçüğün de görüşü alınmalıdır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 2005/4125 Esas, 2005/ 6578 Sayılı Karar)

32) Nafakaya hükmedilmesi için davacının ayrı yaşamkta haklı olduğunun kanıtlanması gerekir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 2004/491 Esas, 2004/ 2097 Sayılı Karar)

33) Davalı geceleri de çalışması nedeniyle küçükle yeteri kadar ilgilenememiştir.Türk Medeni Kanunu’nun 183.maddesi koşulları oluştuğundan küçüğün velayet hakkının değiştirilmesi ve davacıya verilmesi gerekirken,davanın yazılı gerekçelerle reddi bozmayı gerektirmiştir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,3.2.2003 Tarih, 2003/114 Esas,2003/1441 Sayılı Karar)

34) Velayeti anneye verilen müşterek çocuk Ladin 1996 doğumludur.Öğrenimçağındadır.Ayın her haftasının Cuma,Cumartesi ve Pazar günleri baba yanında geçirmesi,onun fikri ve bedeni gelişimini olumsuz etkileyeceği gibi,annenin velayet görevini de yerine getirmesini engelleyecek niteliktedir.Düzenlenen ilişki çoktur.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,25.3.2004 Tarih,2004/2695 Esas,2004/3758 Sayılı Karar)

35) Türk Medeni Kanunu’nun 336/3 maddesine göre ”velayet,ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana,….aittir.’ Baba vefat ettiğinden velayet anne Ayten Ü.’dedir.
Şu halde Nejat Ü.aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddi gerekir.(Yargıyat 2.Hukuk Dairesi, 15.3.2004 Tarih, 2004/ 2344 Esas,2004/3191 Sayılı Karar)

36) Davacının kardeşi Muzaffer ile davalı Mukaddes,31.12.1992’de boşanmış,1992 doğumlu küçük Mehmet’in velayeti anneye verilmiş,Muzaffer daha sonra 2001’de ölmüştür.Toplanan delillerden ; 1993’ten (onbir yıldan)beri küçük Mehmet’in Serdal isimli üçüncü bir kişinin yanında kaldığı,bakım ve eğitiminin onun tarafından karşılandığı anlaşılmaktadır.Bu durum annenin velayet görevini kullanmada ağır ihtimalinin bulunduğunu (savsakladığını)göstermektedir.Velayet anneden alınmalıdır.( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,14.6.2004 Tarih,2004/6832 Esas,2004/7827 Sayılı Karar)

37) Sadece ekonomik olarak gözönüne alınarak velayet yapılamaz.Velayet düzemlemesinde asıl olan çocuğun güvenliği ve menfaatidir.Kardeşlerin birbirinden ayrılması,onların ruhsal açıdan gelişmelerini engelleyeceği niteliktedir.1998 doğumlu Efehan’nın velayet hakkının anneye verilmesi gerekirken,yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,31.5.2006 Tarih, 2006/1921 Esas, 2006 / 8566 Sayılı Karar)

38) Tarafaların müşterek çocuğu Yağmur,1990 doğumlu olup,15 yaşındadır.Kız çocuğudur ve dava süresinde babasıyla beraber babaannesinin yanında kaldığı anlaşılmaktadır.Davalı babanın alkol bağımlısı olduğu,bu yüzden AMATEM’de iki kez yatarak tedavi gördüğü,annenin ise evli bir erkekle beraber yaşamaya başladığı toplanan delillerle sabittir.Çocuk, görüşlerinin açıklama oldunluğuna sahiptir.Bu bakımdan çocuğun dinlenmesi ve görüşünün alınması,gerekli deliller birlikte değerlendirilirek hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken,eksik araştırma ve inceleme ile velayet ilgili hüküm kurulması doğru görülmemiştir.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,8.11.2005 Tarih, 2005/12496 Esas, 2005/ 15273 Sayılı Karar)

39) Küçüğün okula kayıt tarihi ile öğrenim durumunun kayıtlı olduğu okuldan sorulup tetkik edilmeden karar verilmesi de usul ve kanuna aykırıdır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 6.3.2003 Tarih, 2003/1779 Esas, 2003/2976 Sayılı Karar)

 

>>>MAL PAYLAŞIMI

40) Kocanın ziynet eşyaları,yönünden temyizine gelince;Kanunda aksi öngörülmedikçe kural olarak herkes iddiasını ispatla yükümlüdür.(M.K.B) Ancak iddialar karşılaştığında kimin ispat yükü altında bulunduğunun tespiti her zaman kolay olmamaktadır.Bunun için gerek ilmi,gerekse kazai içtihalarda birtakım ölçülere yer verilmiştir.
Hemen bütün ilim adamlarının birleştiği ve Yargıtay uygulamasında kararlılık ifade eden ölçüye göre, isptat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer ( Prof.Baki Kuru,Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1968, sh.372 vb.)
İleri sürdüğü bir olaydan lehine haklar çıkaran kimse,iddia ettiği olayları ispat etmelidir.(Prof Saim Üstündağ,Age ,1973,Sh.397).
İspat yükü,daha kolay başarana düşer(Prof.Saim Üstündağ,Age,Federal Mahkeme Kararına atfen).Davacı ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş,davalı ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur.Hayat deneylerine göre olağan olan bu çeşit eşyanın kadın üzerinde olması yada evde saklanmış muhafaza edilmiş bulunmasıdır.Diğer bir deyimle,bunların davalı tarafın zilyetlik ve siyanetine terk edilmiş olması olağana ters düşer.
Diğer taraftan söz konusu eşya varlığını,evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu,evde kaldığını,ispat yükü altındadır.
Olayda kadın,dava konusu ziynet eşyasının götürülmesine engel olunduğunu ve zorla elinden alındığını, daha önce de götürme fırsatı ede edemediğini ispat edememiştir.Buna rağmen yukarıda yazılı ilkelerde hataya düşülerek hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 1999/11072 Esas, 1999/13690 Sayılı Karar)

41) Evlenme sırasında kadına hediye edilen ziynet eşyaları kadına aittir.Boşanma halinde geri verme yükümlülüğü yoktur.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 21.7.2003 Tarih, 2003/ 10498 Esas, 2003/ 770 Sayılı Karar)

 

 

 

>>>> AİLE KONUTU
42) Eşlerden biri, diğer eşin rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesi fesh edemez,aile konutunun devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.(M.K.194/1). ( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi , 20.12.2004 Tarih, 2004/ 21730 Esas, 2004/26253 Sayılı Karar)

43) Eşler arasındaki mal rejiminin,eşin taşınmazı edinme sebebi veya edinme tarihi aile konutu şerhi verilmesine engel teşkil etmez.(Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,22.3.2005 Tarih,2005/1615 Esas, 2005/ 4471 Sayılı Karar )

 

ÖNEMLİ HATIRLATMALAR
>>>> Kendisine maddi tazminat veya nafaka verilmiş eşin;
– Yoksulluktan kurtulması,
– Haysiyetsiz hayat sürmesi,
– Resmi nikahsız olarak, fiilen karı-koca gibi yaşaması
– Yeniden evlenmesi,
– Tarafların birinin ölmesi,
halinde,tazminat ve nafaka kesilir.

>>>> Asgari ücret, dul-yeti maaşı,vb.tek başına yoksulluğu kaldırmaz.
>>>> Durumuna göre kocaya da nafaka bağlanabilir.
>>>> Nafaka bağlanması için kusurun diğer eşten daha az olması gerekir.
>>>> Velayatler, haysiyetsiz yaşam sürmüyor ve çocuğa zaman ayırmıyorsa,genelde anneye verilir.Baba çocuğa nafaka öder.
>>>> Olayları açıklamak ( ispatlamak) taraflara, hukuki niteliklendirmesini yapmak ise hakime aittir.(HUMK.Md.76).Siz, her iddianızı ya delil daya tanıkla ispatlamak zorundasınız.
Bunun için her türlü yasal yolu deneme hakkınız vardır.

 

 

ilehan dedektiflik

Türk Ceza Kanunu Ve Uygulaması

TÜRK CEZA HUKUKU VE UYGULAMASI

( Temel İlkeler)

Türkiye’de mahkemelerin ( Asliye ve Ağır Ceza ) bir davaya bakabilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kendilerine gönderilen usule uygun bir iddianamenin olması gerekir.
Bu iddianamede belirtilen sevk maddeleri için yargılama başlar ve bu sürede yeni bir suç şuphesi oluştuğu durumlardai sanığa bu hususta savunma yapma imkanı verilir.Araştırılıcak başka birşeyin kalmadığı zaman hüküm verilir ve yerel mahkeme yargılaması biter.Bu kararlara karşı her zaman süresi içerisinde üst mahkemeye itiraz hakkı mevcuttur.Mahkemelerin nasıl işlediği,Ceza Mahkemesi Kanunu’nda anlatılır.
Mahkemelerin bir hüküm kurarken aşağıdaki üç şeye dikkat eder ve bunlara göre karar verir:
1) İtiraf,
2) Tarafsız Tanık,
3) Maddi Delil,
Bunlardan biri bile karar için yeterlidir.Ancak,itiraflarda bazen ”suç üstlenme” durumu olabildiğinden,itiraf tarafsız tanık ve maddi delille desteklenmesi istenebilir.Ayrıca her tarafsız tanık da ”kesinlikle doğruyu söyledi” diye kabul edilmeyebilir.”iftira”atılma ihtimali her zaman vardır.Bu beyanların da maddi delille desteklenmesi istenebilir.Anlaşıldığı üzere,kim olursa olsun insanların ağzından çıkan sözlerde herheangi bir nedenle yalan olabileceği,her zaman ihtimal dahilindedir.Ama maddi deliller asla yalan söylemez ! Bu sebeple maddi delil,her türlü sözün üzerindedir.Bir suç işlendiğine dair itiraf ve buna dair yüzlerde tanık beyanı olsa bile,basit bir maddi (somut) delil bunun aksini gösteriyorsa,bu delile göre hüküm kurulur.Eğer hiçbir somut delil yok ise o zaman kişilerin beyanlarına itibar edilir.Bu yüzden delil,en önemli unsurdur !
Somut delillerden kasıt; telefon görüşme ve baz kayıtları (HTS), çözümlemeler ( TAPE),parmak izi,saç teli gibi DNA izleri ( kan,tükürük,diğer vücut sıvı kalıntıları,vb) diş izi,dil izi,kamera kayıtları,imza ve yazı kıyaslaması,ateşli silah boş kovan iğne izi-tırnak izi,mermi çekirdeği yiv-set izleri,bışak ,sopa vb,ateşli silahların kıyaslaması,ses analizi,karakterizlik insanı özellikler (boy,kilo,şive,yürüyüş şekli,el kullanımı,vücut izlieri,dövmeler,yaralar,benler, göz-saç -ten rengi , vb ) ayak izi, tekerlek izleri, değişen oto parçaları ( özellikle çarpıp kaçılan trafik kazaları için), resmi veya özel kayıtlar gibi biçok şeyden bahsedilebilir.

Maddi delil yalan söylemez demiştik.Ancak zeka ve gelişen teknoloji sayesinde delilleri de istenilen şekle getirmek mümkündür.Mesala,olay yerinde bulunan bir sigara izmariti,DNA kıyaslaması için mükemmel bit kanıttır.Peki ya o izmatiri,sigarayı içen kişi yerine kasten bir başkası bırakmışsa ? Veya telefon konuşmalasındaki ses,bir bant kaydıysa ? Ya da video kaydında farkedilmesi imkansız şekilde değişiklik ( montaj, vb ) yapılmışsa ? Yani ya delil üretilmiş ise ?

 

Usul Kaidelerinin Zarureti
Hukukta usul ve formalitelerin bazı mahzurları da yok değildir.Mesala usul kanunlarının istediği deliller olmadan hiç kimse mahkum edilemez.Bu hukuk kaidesini tatbik etme yetkisine haiz olan hakim,karşısındakinin haksız veya suçlu durumda olduğuna hissen kani bulunsa,hatta bu durum tevatür halinde şayi dahi olsa,buna dayanarak bir hüküm veremez.Onu mahkum etmek için usul kurallarının istediği delilleri ara; bulamazsa beraat ettirir.
İşte birçok vatandaşın ruhunu isyan ettiren nokta budur ve itiraf etmeli ki hukuken en zayıf tarafı da buradadır.Nice haklar delilsizlik yüzünden kaybolup giderler! Nice hakimler,karşısındakinin haksız veya suçlu olduğuna hissen kani oldukları halde,delil mevcut olmadığı için istemeye istemeye beraat kararı veririler! Fakat delil aramadan karar verebilme yetkisi de olsaydı, bunun sonuçları da çok ağır olurdu.
Türk kanunları kusursuz yazılmmıştır.CMK’ya baktığınızda tüm taraflar için birçok hak vardır.Ama bunlar sadece yazıdadır.Sizlerin bu haklarınızı uygulayıp uygulamamak hakim ve savcının takdiridir.Mesala savcılar için,’şüphelinin aleyhine ve lehine tüm delilleri toplayıp saklar” hükmü vardır.Ama bugüne kadar şüphelinin lehine de delil varmı diye aranan savcı görülmemiştir.Hakim için de, ”sanığın talep ettiği savunma delillerini toplar ” hükmü vardır,ama bunun kasten yapılmadığı binlerce örnek sayılabilir.İşin ilginci,kanunların verdiği hakları uygulamayan savcı ve hakim için hiçbir şikayet mercii olmadığı gibi,bu hususta yaptırım gören de yoktur.En başından en sonuna kadar bulunmuş biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki ülkemizde savcılar dosyayı önemsemez,kolluğun (polis-jandarma) ne söylediğine bakarak ifade edinir.Bu Yargıtay’a kadar böyledir.Acı ama gerçek.Türkiye’de yolunuz adliyeye düştüyse sakın olayı gidişatına bırakmayın.Sizi uzun yıllar uykusuz geceler ve depremler bekliyor.
Yanlış bilinen bir konu da ”EMSAL” kavramıdır.Bunu hep duyarsınız ama hukukta yeri yoktur.Ayrı olaylar için her hakim farklı farklı kararlar verir.Diğerlerini de emsal gösterirseniz,”hukukta emsal yoktur”.yanıtı alırsınız.

Eğer daha önce hiçbir ceza davasına taraf olmamışsanız size tavsiyemiz şudur;Boş bir gününüzde adliyeye gidin ve duruşmaları izleyin.Bunlar herkese açıktır.Birçok ilginçlikle karşılaşacaksınız.Öncelikle hiç bilmediğiniz bir dil kullanıldığını göreceksiniz.Nasıl ki bir doktor hastalığınızı anlatırken illaha latinceyi tercih ediyorsa,hukuk da bundan farksız değildir.Yine tüm medeni ülkelerde savcı iddia makamı olarak sizinle ayrı seviyede oturuyorsa,bizde yukarıda hakimin yanına oturu.Kimileri şehir dışından gelmiştir ama ağzını bile açmadan çıkar gider.Ve en çok yapılan şey de şudur: Kişiler fırsat bulursa uzun uzun konuyu anlatır,detayları ifade eder ( eğer fırça yemezse tabi ),ama hakim duruşma tutanağına birkaç şey yazdırmakla yetinir.İtiraz eden olursa da ,”çok biliyorsan geç sen hakim ol ” yanıtı alır.Bu kişiler ileride hak iddia etmemesi için de dava esnasında video kaydı yapılması yasaklanmıştır.Duruşmalar herkese açıkça ve kanun dışı birşey yapılmıyorsa bu yasaklamanın anlamı ne olabilir ? Bunlar gibi binlerce enteresanlığın hergün yaşandığı ortamlarda işinizi ”şansa”bırakmak istemiyorsanız,esnetilemeyen ve bozulmayan tek silaha sımsıkı sarılın;maddi delil ! Unutmayın, hiçbir avukat,”bu davayı kazanamam” demez.Üçbin ile üçyüzbin TL arası bir fiyat ödersiniz ama yine de iddianızı ispatlayacak olan sizsiniz.Avukatlar,mahkemelerde konuşulan ( dörtyüz yıl evvel unutulmuş) bu dili sizin için anlar,size yol gösterir ama çıkıp da sizin yerinize delil arayamaz ( çok az işinin ehli avukat hariç).Bunu yapacak olan sizsiniz.

Biz kurum olarak,adalet sistemindeki hataları raporlayarak,gereği için Adalet Bakanlığı’na bildirimlerde bulunuyoruz.Umuyoruz ki önümüzdeki dönemde yapılacak olan yargı reformlarında bu kötü uygulamalar en aza indirilecektir.
Sayın Bakan Abdulhamit GÜL ,bu güne kadarki en duyarlı kişi olduğunu kanıtladı.
Adaletin ruhu şudur : ” Madur da, şuçlu da, verilen hükme memnun olur ! ”
Böyle olan günler gelene kadar tavsiyemiz,konu ne olursa olsunn iddianızı ispatlayacak delillere sahip olun.Hiçbir adli merci sizin için delil arama çabasına girmez,hatta çoğu zaman size sorulmaz bile.Siz anlaşıldığınızı sanarken her an bir süprizle karşılaşabilirsiniz.Siz siz olun,her zaman delille konuşun….

 

HUKUKTA DELİL KAVRAMI
Delil: Uyuşmazlığa neden olan fiili veya hukuki olgunun olduğuna veya olmadığına yargıca inandırmak için yargılama hukukunun gösterilmesine izin verdiği ispat araçları; davada tarafların iddialarını ispat için dayandıkları ispat araçları ifade eder.( Örneğin ; yukarıda saydıklarımıza ek olarak, senet, ikrar,yemin,kesin hüküm,şahit,bilirkişi,keşif,özel hüküm sebepleri,vb )

Delil Başlangıcı : Tam anlamda yasanın bir delil için aradığı koşulları taşımamakla birlikte,bazı destekleyici unsurlar getirildiği zaman tam bir delil niteliği kazanan delildir.(Örneğin; yazılı beyyine başlangıcı )

Delil Gösterme : Delil ikamesi; yargılamada bir tarafın kendi iddialarının doğruluğunun, diğer tarafın iddialarının asılsızlığını ispat etmek için bu amaçları gerçekkleştirmeye elverişli araçlara ( delillere) dayanarak giriştiği yargıcı inandırma (ikna) işidir.

Delil Gösterme Yükü: Aleyhte bir karar amacıyla verilmesi tehlikesi yolundaki yaptırımı ortadan kaldırmak amacıyla taraflardan birine düşen,kendi delil gösterme işiyle,belli bir olay hakkında kendi iddiasının doğruluğunun veya karşı tarafın iddiasının asılsızlığı hakkında hakimde kanaat edinmesini sağlamak görevidir.

Delil Sözleşmesi: Belli bir olgunun veya hukuksal işlemin belli delil veya delillere ispat edilebileceği veya edilemeyeceği konusunda taraflar arasında yapılan anlaşmadır.
a.Münhasır Delil Sözleşmesi : Tarafların,uyuşmazlık konusunda olgu veya hukuksal işlemi yalnızca belli bir delille ispat edebilicekleri konusunda anlaşmalardır.
b.Münhasır Olmayan Delil Sözleşmesi: Bir olgu veya hukuksal işlemin ( yasada gösterilenden ) başka bir delille ispat edebilecekleri konusunda anlaşmalardır.

Delil Tespiti: Kanıtların saptanması; tespiti delalin; henüz işlenmesine sıra gelmemiş bulunan veya ileride açılacak bir davada ileri sürülecek bir delilin zamnından önce toplanıp muhafaza altına alınmasını gerektien bir önemdir.(Örneğin; bir apartman dairesinden aşağı kata su akması ve bunun zarar vermesi halinde,ortaya çıkan durumun ve zararın belirlenmesi amacıyla davadan önce yaptırılan zarar durumunun tespiti; ölmek üzere olan bir tanığın ifadesini şimdiden aldırma; sonradan bulunması zorlaşacak her türlü delil)

Hukuksuz Delil: Kanunların açık şekilde yasaklağı usullerle elde edilen delil; resmi izin alınması gerektiren bu yapılmadan elde edilen delillerdir ve bu tür deliller hukukta kabul edilmediği ( geçersiz olduğu ) gibi ayrıca suç oluşturur.
Delillerin Hasredilmesi: Kanıtların özgülenmesi ; tarafın ispat etmek durumunda olduğu bir vakıa (olgu) hakkında bir veya başka delil gösterip,bundan başka bir delili bulunmadığını söyleyerek,artık başka delil gösterememesi durumudur.
Bu,hakim tarafından istenebilir ve hatta davaların uzamaması bakımından gerektiğinde istenebilir.Bundan sonra ilke olarak hasredilenlerden farklı bir delil gösterilmez.

Delillerin İkamesi: Delillerin mahkemeye sunulması; delillerin gösterilmesidir.

Delillerin Takdiri: Delillerin yargıç (mahkeme) tarafından değerlendirilmesidir.

 

 

GENEL BİLGİ

Emniyet birimlerince suçluların kısa sürede yakalanabilmesi ve suç delilleri ile birlikte yargıya teslim ediebilmesi sürecinin kendine özgü yöntem ve aşamaları vardır.
Cinayet,gasp,hırsızlık,tecavüz,kaçakçılık gibi suçlarda fail veya failler suçüstü yakalanamamışlar ise,polis için titizlik gerektiren karmaşık bir çalışma süreci olan araştırma ve bulma süreci başlamış olur.
Çok eski dönemlerde polis için en büyük deili,olayı gören veya bilen şahitlerin ifadeleriydi.Oysa günümüzde işlenen suçlarla ilgili delil sayılabilcek unsurlar çoğlamıştır.Bu unsurların başında olay yerinden elde edilen birçok maddi delilin,bilimsel yöntemlerde incelenmesi ve değerlendirilmesi suretiyle suç ve suçlunun tespit ve ispat edilmesi yöntemleri gelmektedir.Bu yöntemlerEmniyet Teşkilatı’nda Kriminal Polis Labaratuvarları bünyesinde oluşturulan kısımlar ve bu kısımlarda görevlendirilen eğitimli teknik polis tarafından her maddi delil üzerinde başarıyla uygulanmaktadır.
Adli olayların birçoğunda faillerin bulunması için polisimizce kullanılan bu yöntem ve teknikleri sıraladığımızda; parmak izi,balistik inceleme,belge inceleme,bomba inceleme,kimyasal inceleme,biyolojik inceleme,iz inceleme,ses ve görüntü analizleri gibi yöntemleri görürüz.
Örneğin bu yöntemler sayesinde olay yerinde elde edilen mermi çekirdeği ve kovanı ile merminin özellikleri ve nasıl bir silahtan çıktığı,parmak izi,el svaplarından şüphelinin silahı kullanıp kullanmadığı,vücut sıvısı,kab örneği gibi kalıntılardan DNA testi ile şüphelilerin olay yerinde bulunup bulunmadığı ve olayın faili olup olmadığı kolayca tespit edilir.Ali olayların faillerinin bulunmasında da kullanılan bu yöntemlere,okurlarıma bilgi vermek açısından kısaca değinmek istiyorum.

Baliktik İnceleme Yöntemleri:
Ateşli silahlarla işlenmiş suçlarda maddi delil olan silah,fişekikocan ve mermi çekirdeklerini inceler,bunlarla ilgili faili meçhul arşivi oluşturur.Meydana gelen olayda kaç adet silah kullanıldığı ve kullanılan silah ve silahların daha önce işlenen olaylarda kullanılıp kullanılmadığı araştırılır.
Bu birimin işlevleri sayesinde olaylar arasında ilişkiler kurulmakta,örgütler ortaya çıkarılmakta,sorgulanan sanıkların polisi yanıltması önlenmekte ve soruşturmanın sıhhatli bir şekilde yürütülmesi sağlanmaktadır.

Belge İnceleme Yöntemi:
El yazıları ve imzaların şüpheli kişilerden hangisinin elinden çıktığını,makine yazılarının hangi makineyle yazıldığını tespit etmek,sahte para,pasaport,hüviyet cüzdanlarını,sürücü ehliyet ve benzeri belgeleri; fotoğraf,soğuk damga,mühür,kaşa izleri yönünden inceleyip sahte olup olmadıkları belirlemek,her türlü belge üzerinde silinti,kazıntı,karalama,ilave ve benzeri tahribatları tespit etmektedir.

Bomba İnceleme Yöntemi:
Laboratuvarlara gönderilen veya ele geçen bomba,patlayıcı maddeler ve patlama atıkları üzerinde fiziki ve kimyasal incelemeler yaparak patlayıcının cinsini,menşeini,imal tekniğini,zararsız hale getirilme yöntemlerini meydana çıkarmaktadır.

Kimyasal İnceleme Yöntemi:
Her türlü patlayıcı,uyuşturucu maddelerin analizlerini yaparak,cinsini ve menşeini belirlemek ve münfetin olaylar arasında kullanılan madde yönünden irtibat kurmaktadır.
Ayrıca suçla ilgili yağ,leke,boya,mürekkep ve benzeri maddeleri analiz edip,suçlarla ilişkisini kanıtlar.Yine patlayıcı madde olaylarına karışma şüphesi ile yakalanan kişilerin ellerinden svaplar alarak patlayıcı maddeye dokunan,taşıyan veya imal eden kişileri sptamaktadır.

 

Biyolojik İnceleme Yöntemi:
Olay yerinden,şüphelilerden,maktul veya yaralılardan alınan lekelerin özelliklerini belirler.Kan,tükürük,meni ve ter lekeleri,kan ana ve alt grup tespitleri,kıl mukayeseleri ve serolojik gruplandırmaları,diğer biyolojik numunelerin gruplandırılması ve antijenik numunelerin izoenzimlerini belirlemektedir
DNA metodu ile bir miktar vücut sıvısı,bir damla kan yada spermden veya biyolojik bir doku parçasından yararlanarak birr kimsenin genetik kimliğini belirleyebilmektedir.Böylece aynı genetik parmak izine sahip iki kişinin bulunması ihtimali, on milyarda bir olmakta ve suçlular bu yöntemle kesinlik derecesine yakın olarak tespit edilmektedir.

İz İncelemeleri Yöntemi:
Otomobil,motor ve şahsi numaraları ile silahlar üzerindeki numaraların orjinal olup olmadıklarını bulmak,otomobil lastiği,ayakkabı ve alet izlerini tetkik etmek ve imza niteliğindeki parmak izlerinin kime ait olduğunu tespit etmektedir.

Ses Ve Görüntü Analizleri Yöntemi:
Kaydedilmiş insan seslerinin deşifre edilmesi, kişilere aidiyetinin belirlenmesi,seslerin filtre edilerek daha anlaşılabilir hala getirilmesi ve istenmeyen seslerin çıkartılması aşamalarını yapmaktadır.

Parmak İzi İncelemesi:
Her insanın farklı parmak izine sahip olmasından hareketle,olay yerinde teknik yöntemlerle alınan inceleme parmağın en uç boğumundan tırnak dibine kadar olan bölgedeki şekillerin yüzey üzerinde bıraktığı izleri tespit edilmesiyle elde edilen verilerin şüpheliye ait parmak izi ile uyum sağlayıp sağlamadığını tespit edilmesidir.Uyum sağlaması halinde şüphe sebepleri kesinlik kazanmaktadır.
Emniyet Teşkilatı’nda bu yönetimleri uygulayan birimlerin görevlerini en iyi ve en hızlı bir şekilde yerine getirebilmeleri ve elde ettikleri sonuçları doğru olabilmesi,olay yerinin teknik görevliler gelinceye kadar olduğu gibi muhafaza edilmesi ile suç delili sayılabilcek unsurları korunmasına bağlıdır.Artık bilgi çağının polis adayları faillere ulaşmak için sahıştan değil,delilden yola çıkarak suçluyu bulmaktadır.
Tüm bunların ötesinde; polis-halk ilişikilerinin geliştirilip,vatandaşların desteğini alarak,’Size yardım edebilmemiz için biz yardımcı olun.” ve ”Polis-Vatandaş Elele Daha Huzurlu Günlere ” sloganlarındaki anlayış ile vatandaşın gördüğü,duyduğu,bildiği ve şüphelendiği durumları 155 Polis İmdat telefonu ve diğer haberleşme araçları ile polise ileterek,suçların yakalanması ve suçun önlenmesine yardımcı olunması sağlanmalıdır.
Vatandaşın desteği ve polisin bilimsel çalışmaları ile suç ters orantılıdır.Polisin bilimsel yöntemleri kullanma başarısı ve pılis-vatandaş dayanışması arttığında suç azalır.Ülkemizde ve tüm dünyada bu dayanışmanın her yönüyle sağlanarak daha huzurlu ve güvenli yarınlar temennisiyle…

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR
1) Hukuk Sözlüğü
2) Yaşanmış Adli Olaylar Kitapları
3) Doğan SOYASLAN ( Adil Yargılanma Hakkı)

ilehan dedektiflik

Aile Hukuku Ve Uygulaması

AİLE HUKUKU VE UYGULAMASI

YASAL BOŞANMA SEBEPLERİ

1) Davacının Evlenme Sırasıda Yanılması:
Evlenilecek kişide bulunduğu sanılan ve evlilik birliğinin devamı için bulunması şart olan bir vasıf-nitelik-özelliğin evlenilen eşte bulunmadığının ortaya çıkmasıdır.
* Hayali meslek uydurma ( Mali durum hakkında yanıltma)
* Yüzkızartıcı suçlardan mahkumiyetler
* Cinsel sapmalar, vb
* Müptela derecesinde kötü alışkanlıklar
* Bazı hastalıklar

 

2) Aldatma:
Nişanlılık öncesi başka biriyle yaşmanın saklanmasıdır.

 

3) Korkutma:
Korkutarak evlenmeye razı etmektir.

 

4) Zina:
Eşlere yüklenen ”sadakat” görevinin ihlalidir.(Türk Medeni Kanunu,Md.185/3).
Zinanın ispatında eylemin gerçekleştiği,kesin olmaya yakın delillere ispatlanmmalıdır.
Birebir (suçüstü) ispat çoğu zaman imkansızdır.Uyguamada daha çok görüntüye dayalı delillerden zinanın gerçekleştiği sonucuna varılmaktadır.
Zinada dava zamanaşımı 6 aydır.Ayrıca zina şüphesi uyandıran eylemin,davacı eş tarafından açık veya zımni olarak affı,dava hakkını sonra erdirir.( TMK,MD.161/3).
Tarafların getirecekleri delillerin değerlendirilmesi ile açık veya zımni affin gerçekleşip gerçekleşmediği takdir edilir.

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
…..Davacı Serdar, 10.11.2000 tarihinde ; evlilik birliğinin sarsılması,zine ve haysiyetsizlik nedeniyle boşanma ve manevi tazminat davası açmıştır.
Davalı-karşı davacı B.ise 07.12.2000 tarihinde karşı dava dilekçesinde,maddi-manevi tazminat ve nafaka talebinde bulumuştur.
Yerel mahkeme her iki davayı da kabul etmiştir.
Yargılama Sonucunda;
a) Davacı-karşı davalı Serdar’ın karısına ağır hakaret edip şiddet uyguladığını,sadakatsizlik davranışlarında bulunduğu sabittir.
b) Davalı-karşı davacı B., başka bir erkekle otururlarken çekilen fotoğraf ve tanık E.’nin beyanlarına göre ağır kusurlu kabul edilmiştir.
( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 06.12.2004, 2004 / 14733-14503)

 

5) Hayata Kasıt :
Eşinin kendi hayatına açıkça kastetmesidir.Fakat davalının hazırlık hareketleri bu kapsama girmez ( TMK,Md.162).Ancak bu davranışlar kanaat verici olmak kaydıyla eşlerin geçimine etki ediyorsa, TMK, md.166/1-2 açısından boşanma sonucu doğurur.

 

6) Pek Kötü Ve Onur Kırıcı Davranış :
Dövmek,odaya (eve) kilitlemek,tahrik etmek, rencide etmek,sadakat ve namusu hakkında aleni konuşmak,vb.davranışlardır.Buradaki sebeplerin davacı eş yönünden,”çekilmezlik” noktasına ulaşması aranmz.Çekilmezlik , TMK, Md. 163^de düzenlenen suçluluk ve haysizyetsizlik ile ilgilidir.

 

7) Suç İşleme:
Nisbi bir boşanma sebebidir.Ayrıca bu konuda ceza mahkumiyeninin kesinleşmesi de şart değildir.

 

8) Haysiyetsiz Hayat Sürme:
Bu tür davranışların bir defa işlenmiş olması dava için yeterli değildir.Eşi rahatsız eder derecede süreklilik görülebilmektedir.Dava zamanaşımı yoktur.

 

9) Akıl Hastalığı:
Hastalığın iyileşmeyeceği yönünde resmi kurul raporu olması şartı vardır.

 

10) Terk:
a) Fiili Ayrılık: Terkeden eş,evliliğin kendisinden yüklediği görevleri yerine getirmemek amacıyla, kasti olarak evden ayrılmış veya eve dönmemiş olmalıdır.
b) Süre: Terk şeklindeki fiili ayrılık toplam 6 ay sürmelidir.Bu süre kesintisiz olmalıdır.
c) İhtar Şartı: ‘Eve dön’ ihtarı yapılmış olmalıdır.

 

11) Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması:
Şiddetli geçimsizlik halidir.

 

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
>>> Kocanın gelirinin az olması,tedbir nafakası verilmesine engel değildir.Kadın ev kadını olup,hiçbir geliri v malı yoktur.Gelir azlığı ancak nafaka miktarı takdirinde dikkkate alınabilir.(2.Hukuk Dairesi Kararı)
>>>….Toplanan delillerden davacı kadının başka bir erkekle karı koca gibi yaşamakta olduğunu ve geçiminin birlikte yaşadığı erkek tarafından karşılandığı anlaşılmaktadır.
Gerçekleşen bu durum karşısında tedbir nafakası isteminin reddi gerekir.(2.H.D 04.04.2005 2005/ 3466-5258)
>>> Davacı kadın çalışmakta ve düzenli gelir bulunmaktadır.Davacı koca işsizdir.TMK’nın 186.maddesi karşısında tedbir nafakası isteminin reddi gerekir.(2.H.D 25.11.2004 2004 / 12683-13868)
>>> Toplanan delillerden,kadının bir başkası ile karı koca gibi yaşadığı ve ihtiyaçları bu kiş tarafından karşılandığı anlaşılmaktadır.Gerçekleşen bu durum karşısında davacı yararına tedbir ve yoksulluk nafakası takdir edilemez.(2.H.D 06.02.2003 2003/ 371-1724)
>>> Davacı kadın öğretmen olup düzenli bir gelire sahiptir.Tarafların geliri ve mal varlığı birbirine yakın olup davacı lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi isabetsizdir.
>>> Toplanan delillerden, davacı kocanın eşini,”sen ailenin yanına git,iş dönüşü seni alırım’ diyerek evden uzaklaştığı; ardından müşterek evdeki eşyaları toplayıp babasının evine taşıdığı ve davalıya telefon açıp,’… babamın evinde gelirsen gek,Gelmezsen seni kabul etmiyorum,evimiz burası” dediği anlaşılmaktadır.Bu durumda kadın ayrı yaşamakta ve nakafa takebinde haklıdır.(2.H.D. 15.03.2007 2006 / 15725 E. 2007/4078 K.)

>>> Davacı vekili dava dilekçesinde,davalının başka kadınla yaşadığını ve davacıya şiddet uyguladığını, bu nedenle ayrı yaşadıklarını belirterek aylık 1.000.TL tedbir nafakasının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkeme; kadının ayrı yaşamaya hakkının olduğu ancak 400 TL emekli maaşı aldığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.
Davacı vekili hükmü temyiz etmiştir.
Yargıtay; davacı eşin ekonomik durumunun iyi olması,davalı kocayı tedbir nafakası yükümlülüğününden kurtarmaz.Ancak,hükmedildikçe nafakanın miktarının tayininde bu husu dikkate alınmalıdır.Bu durumda TMK Md.4 gereğince ‘hakkaniyet’ ilkesi dikkate aınarak uygun bir nafakaya hükmedilmelidir.
( 2.HD 16.10.2007 2007/ 14363-148847)

>>> Toplanan delillerden,davacı kocanın bir başka kadınla birlikte yaşadığı,birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır.Gerçekşelen bu durum karşısında davalı kadın ayrı yaşamakta haklı olduğundan tedbir nafakası davsının kabulü gerekir.
(2.HD 09.02.2005 2004/15482 E. 2005/1616 K.)

>>> Davacı-davalı kadın tarafından bağımsız nafaka davası açımıştır.Toplanan delillerden kocanın bir başka kadınla ilişikiye girdiği ve eşini dövdüğü anlaşılmakta olup,kadın ayrı yaşamakta haklıdır.Bu sebeple nafaka davasının kabulü ile uygun miktarda nafaka takdiri gerekir.
(2.HD 01.11.2004 2004/13605-1271)

>>> Boşanmanın fer’i niteliğinde olan yoksulluk nafaları,davanın her safhasında yazılı ve sözlüolarak istenebilir.Ancak hukuki sonuç doğurabilmesi için sözlü isteklerin mahkeme tutanağına geçirilmesi gerekir.
(2.HD 19.02.1990 1990/12474-2077)

>>> Toplanan delillere göre davalı kocanın, kadının kişilik haklarına saldırı sayılabilicek maddi bir hadisesi bulunmamaktadır.Boşanma sebebi olarak kabul edilen olaylar da bu nitelikte değildir.O halde,manevi tazminat isteğinin reddi gerekir.
(Hukuki Genel Kurulu, 29.03.2006 2006/2-69 2006/117)

>>> Davacı kadının asgari ücretle bir dershanede çalıştığı ve boşanma ile birlikte yoksulluğa düşmeyeceğini nazara alınmadan,kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru değildir.
(2.HD 02.07.2003 2003/8064-10038)

>>> Boşanmaya neden olan hadiselerde,davalı kocasının eşcinsellikle suçlayan kadın tamamen kusurlu olup TMK’nın 175.maddesi koşulları oluşmadığı halde davacı yararına yoksulluk nafakası takdiri usul ve yasaya aykırıdır.
(2.HD 07.04.2003 2003/3886-5018)

>>> Toplanan delillerden,davacının davalıyı birkaç defa dövdüğü,davalının da kocasına birçok kez,’…salak,manyak,aptal,mikrop’gibi sözler söylediği,kayınvalidesine,’…bana karışmazsın,istiyorsan git oğlunun gönlünü kendin gör’ dediği gerçekleşmiştir.
Boşanmaya yol açan olaylarda taraflardan her ikisi de eşdeğerde kusurludur.O halde, davacı da kusurlu olduğuna göre,davacı yararına manevi tazminata hükmolunamaz.
Boşanmaya yol açan olaylarda davalı kadını fazla kusurlu kabul etmek mümkün olmadığına ve toplanan delillerdn kadının boşanma sonucu yoksulluğa düşeceği hususuna göre,davalı kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilebilir.
(2.HD 18.06.2003 2003/7882-9033)

>>> Davalının kadrosuz olarak Halk Eğitim Merkezinde çalıştığı anlaşılmaktadır.Bu iş,sürekli iş olmadığından yoksulluk nafakasına hükmedilebilir.
(2.HD 10.07.2003 2003/9494-10621)

 

>>> Toplanan delillere göre tarafar eşit kusurludur.Davalının otomobil sahibi olması,onun yoksul olmadığını göstermez.Başka bir mal varlığı da yoktur.Kadının yararına uygun bir yoksulluk nafakası takdiri gerekir.
( 2.HD 22.12.2003 2003/15888-17006)

>>> Boşanmaya neden olan hadiselerde, davalı kadın ağır kusurludur.Ağır kusurlu eş yararına manevi tazminat ve yoksulluk nafakası verilemez.
( 2.HD 18.11.2003 2003/10399-15815)

NİŞAN TAKILARI
1) Nişanın Bozulmasında Maddi Tazminat Davası ;
Haklı neden olmaksızın nişanı bozan kişi,yapılan harcamalar kaşılığında uygun bi tazminat vermekle yükümlüdür.
Mağdur tarafın anne babası,bv de bu tazminatı isteyebilir.

2) Nişanın Bozulmasında Manevi Tazminat Davası ;
a) Nişanı bozan taraf kusurlu olmalıdır.
b) Kusursuz nişanlının kişilik hakları ihlal edilmiş olmalıdır.

BOŞANMA TAZMİNATLARI
Boşanmaya sebep olan kusurlu (kabahatli) davranışlardan ilki zina olup,eşin sadakat görevinin ağır şekilde ihlalidir.Zina,evli eşin karşı cinsten üçüncü bir kişiyle cinsi münasebet kurmasıdır.Bu fiilde kast unsuru sıkı bir şekilde aranır.Cana kast ve pek fena muameleler,eşin hayatına yönelik ve taksir(ihmal) sınırını aşan fiiller ve eşe karşı yapılan her türlü eza verici davranışlardan ve şahsa yönelik ağır tahrik ve hareketler olup evlilik birliğinin saadetini sağlama görevinin ihlalidir.Yüz kızartıcı suçlar,toplumsal reaksiyonla karşılaştığından aile birliğinin şeref -ahlaki duygularının töhmet altında kalmasına,onursuz aile intibarı vermesine sebep olduğundan,boşanmaya yol açan kabahatli taraf davranışlarıdır.Toplumun ahlaki değer kalıplarına sığmayan alkol müptelalığı,kumarbazlık,kadın pazarlamacılığı,eşcinsellik,uyuşturucu gibi kötü karakterlilikten kaynaklanan davranışlar,boşanmaya yol açan kusurlu davranışlardır.Terk suretiyle ortak hatay,sürekli ve kasıtlı bir şekilde tatile uğradığından,boşanmaya yol açan kusurlu bir davranıştır.
Medeni Kanun eşlerden birinin akıl hastalığına düçar olması halinde,hastalığın ancak üç yıl sürmesi ve müşterek hayatın çekilmez hale gelmesi,ayrıca şifa bulunamayacağının uzman raporuyla sabit olması halinde,bu da bir boşanma sebebidir.
Eşlerin ellerinde olmayan sebeplerle boşanmaları halinde (ağır ağız kokusu,vücut kokusu,psikolojik kaynaklı cinsel uyumsuzluk gibi), başkaca bir kusur sözkonusu değil ise,maddi tazminat borcu doğmaz.

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
>>> Toplanan delillerden; kadının eşine,’sen erkekmisin, şerefsizsin,senden adam olmaz…’şekline hakaret ettiği, kocanın da davalıyı dövdüğü,başka bir kadını sevdiğini açıkladığı anlaşılmaktadır.Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan hadiselerde, koca ağır kusurludur.Sadece kadın yararına uygun miiktarda maddi tazminat verilmelidir.
(2.HD 29.09.2003 2003/11336-12250)

>>> Toplanan delillerden ; fiili ayrılık dönemi içinde davalı kadının eşi için,” erkekliği olmadığı,karı koca ilişkisinin bulunmadığı” şeklinde ifadeler kullandığı anlaşılmaktadır.Bu durum karşısında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşler eşit kusurludur.Eşit kusurlu eş yararına maddi taminata hükmedilemez.
(2.HD 01.01.2005 2004/14829 E. 2005/49 K.)

 

>>> Toplanan delillerden; boşanmaya neden olan olaylarda,güven sarsıcı davranışlarda bulunan eşini,’…defol git’ diyerek kocan ve son olarak da döven kocanın daha fazla,kadının ise daha az kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
Kadın kocasının sosyal güvenliğinden yararlanma hakkıını (mevcut menfaat) yitirmiştir.Kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekir.
(2.HD 08.12.2004 2004/13708-14683)

>>> Manevi tazminat ceza değildir.Bununla beraber kişinin malvarlığındaki eksilmeyi telafiye yönelik tazminat olarak da düşünülemez.Parasal olarak değerlendirmeye alınması üzüntünün tam olarak karşılanması amaçlamaz.Temel düşünce,bozulan ruhi dengenin onarılıp kısmen olsun düzeltilmedisidir.Taminatı cezaya dönüştürmeden eşlerin karşılıklı davranışları,boşanmaya yol açan fiilin ağırlığı,sosyal özendirmeyecek,ayrıca mağdur açısından zenginleştirme aracı olarak da olmayacak seviyede tutulmalıdır.Hakkaniyet ilkesi çerçevesinde uygun miktarda manevi tazminata hükmedilir.
(2.HD 18.12 .1996 1996/1110-13467)

>>> Boşanmaya neden olan olaylardan eşine haraket eden,kızıyla yatmakla suçlayan davalı eş de eşit kusurludur.bu nedenle davalı lehine manevi tazminata hükmolunamaz.
(2.HD 08.05. 2006 2006 /1107- 7087)

>>> Toplanan delillerden; kocanın eşini dövdüğü,birlik görevini yerine getirmediği ve cinsel ilişkiyi başaramadığı,kadının da eşine karşı,’seni istemiyorum,senden nefret ediyorum’ dediği eşini kovduğu anlaşılmaktadır.Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan hadilselerdeli kusurun ağırlığı kocadadır.Buna göre kadın yararına uygun miktarda manevi taminata hükmedilmesi gerekir.
( 2.HD 09.02.2005 2004/16752 E. 2005/1638 K.)

>>> Toplanan delillerden; davalının aşırı alkol aldığı,alkolü bırakmasını söyleyen eşine,’…ben ağzımla içiyorum,sana ne lan…’ şeklinde cevaplar verdidği ve davacıyı öldürmekle tehdit ettiği anlaşılmaktadır.Davacının başka bir erkekle ilişkisi kanıtlanamamıştır.Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat talep eden davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olduğunu kabul edilemez.Kocanın kusur ağırlığı fazla olduğundan davacı kadın yararına uygun miktarda tazminat takdiri gerekir.
(2.HD 26.04.2005 2005/4856-6792)

>>> Çocuğun babasının davacı koca olmadığı belirlendiğinden,kadının sadakatsizliği nedeniyle boşanmalarına,koca yararına uygun mikatarda manevi taminata hükmedilmesi gerekir.
(2.HD 28.06.2004 2004/7117-8528)

>>> Ruhsal nedenlerde de olsa cinsel birleşmenin gerçekleştirikmemesi kusur oluşturu.Bu nedenle kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hğkmedilmesi gerekir.
Davalının davacıyı dövme olayından sonra tarafların barıştıkları anlaşılmaktadır.
Bu nedenle davacı kadının bu yönden manevi taminat talebinin reddi gerekir.
(2.HD 10.02.2005 2004/16869 E. 2005/1812 K.)

 

>>> Toplanan delillerden; davalı kadının da başka bir erkekle yaşadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle davalı kadın yararına manevi taminata hükmedilemez.
(2.HD 21.04.2005 2005/4617-6556)

>>> Davalı,M.K. madde 163 ve 166/1’e göre dava açılmıştır.Zina nedeniyle boşanma konusunda açılmış bir dava bulunmadığı gibi,bu konuda usule uygun bir ıslah talebi de bulunmamaktadır.Bu nedenle davada,zina nedeniyle boşanma hükmü kurulamaz.
( 2.HD 07.02.2005 2004/16650 E. 2005/ 1346 K.)

>>> HUMK 274.maddesi gereği ikinci bir tanık listesi verilemez.Bu nedenle davacının 22/12/2006 tarihli dilekçesindeki tanıkların beyanına itibar edilerek boşanma kararı verilemez.
(2.HD 18.06.2009 2008/6627-10053)

>>> Kişilerin gerek medeni,gerekse cezai alanda kendisine yöneltilen isnat ve suçlamalarla ilgili davalarda,davanın taraflarının herbirinin;diğer taraf kaşısında kendisini önemli dezanvajlı konumda bıkramayacak şartlarda iddia ve savunmalarını mahkemeye sunabilmesi ve iddia ve savunma sınırları içinde gerekli olan delilleri gösterebilmesi için makul bir fırsata sahip olması gerekip(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi,Madde 6).
Olayda,davacı taraf tanık gösterdiği ve gösterdiği bu tanıklar ilk oturumda mahkemece dilnlendiği halde,davalıya delil gösterme fırsatı tanınmadan ilk oturumda davanın sonuçlandırılması hukuksuzdur.
( 2.HD 27.10.2004 2004/11405-12644)

>>>….Davalıya dava dilekçesi ‘eşi Gn.” imzasına tebliğ edilmiştir.Davalı yargılamaya katılmamış ve davaya yanıt da vermemiştir.Davacı,kocasının başka bir kadınla evlilik dışı yaşadığını ileri sürmektedir.Zabıta marifetiyle tebligatta adı geçen kadının kim olduğunu ve davalıyla aynı evde birlikte oturma nedeni araştırılmadan davanın reddi doğru değildir.
(2.HD 26.04.2004 2004/4576-5236)

>>> Dava dilekçesi ve duruşma günü davalıya; ‘birlikte sakin eşi D.’ imzasına tebliğ edilmiş,davalının yokluğunda karar verilmiştir.Davalıya tebligat kanununa uygun dava dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
(2.HD 05.04.2004 2004/3501-4241)

 

>>> Cezaevinde bulunan davalıya yapılacak tebligatın,cezaeevi yönetimi aracılığı ile bizzat kendisine yapılması gerekir.Dava dilekçesi ile duruşma gününe ilişkin tebligatın gardiyana yapılması usulsüzdür.Usulsüz tebliğ nedeniyle davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır.Hükmük sırf bu nedenle bosulması gerekir.
(2.HD 14.02.2007 2006/21872 E. 2007/1968 K.)

 

 

 

DELİL BİLGİLENDİRME VE DELİLLER

Özel hayatın gizli alanı dediğimiz gibi ve sadece bireyi ilgilendiren alan,hiçbir şekilde müdahale edilmeyecek alandır.Örneğin, kişinin cinsel hayatı böyledir.Hayatın bu gizli alanı ihlal edilerek elde edilen deliller,mahkemede delil olarak kullanılamaz.
Kocanın yatak odasında bir dolabın içinde ya da yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defteri ele geçirmesi,bu mekan eşlerin müşterek hayatlarını yaşadıkları alan olduğundan, kadın için gizli alan olarak kabul edilemez.Hiçkimse evindeki bir mekanda bulunduğu delili,hukuka aykırı yoldan ele geçirmiş sayılmaz.
Eşlerin evlilik birliğinin devamı boyunca birbirlerşne sadık kalmaları yasal zorunluluktur.
Nasıl ki kadın bir erkekle müşterek hanedeki yatak odasında yatarken koca tarafından kapı kırılarak içeri giirilmesinde hukuka aykırılıktan sözedilmezse,ortak yaşanan evde bulundurulan bir delilin elde edilmesi de hukuka aykırı olarak değerlendirilemez(Yargıtay içtihatı).Diğer şahıslarca (yakınlar veya özel dedektifler) bulunan deliller,kamusal alanlarda elde edilmiş yasal deliller olmalıdır.Aksi halde kanıt olarak kabul edilmez ve ayrıcıa bir dava hakkı doğar.

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
>>> Kadının kabul edilen ziynet eşyalarına ilişkin davası yönünden davacı-davalı koca,yemin deliline de dayanmıştır.Davacı-davalı kocaya yemin hakkı hatırlatılmadan eksik inceleme ile hükü kurulması doğru olmamıştır.
(2.HD 09.0.2007 2007/10364-10866)

>>> Davacı asil Hüseyin Kaya’nın 17.10.2003 tarihli dilekçesinde kimlik tespiti yoktur.
Bu dilekçenin davacı tarafından verilip verilmediği araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru değildir.
( HUMK Md,75) ( 2.HD 16.02.2004 2004/470-1637)

>>> Tanıkların taraflardan aktarıldığı olayları,boşanma nedeni sayılamaz.
( 2.HD 30.06.2003 2003/8759-9911)

 

 

VELAYET

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> Anne ve babanın deneyimsizliği,hastalığı,başka bir yerde oturması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi,ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi gösterememesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir.
( TMK.Madde 348)

>>> Ana yanında kalması çocuğun bedeni,fikri, ahlakı gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikenin varlığı da ispat edilmediği halde,ana bakım ve şefkatine muhtaç küçük Mehmet’in babanın velayetine bırakılması usul kanuna aykırıdır.
(2.HD 12.07.2007 2007/10653-11077)

>>> Müşterek çocuk A.K 2001 doğumludur.Babalık duygusunu tatmin edecek,çocuğun da baba sevgisi ve şefkatine tadacak şekilde,baba yanında yatılı kalmasına olanak sağlayacak biçimde kişisel ilişki tesisi gerekir.
(2.HD 30.05.2007 2006/20199 E 2007/9116)

>>> Toplanan delillerden; davalının çocuklarına yeterli ilgi göstermediği ve onlara karşı yükümlülüklerini ağğır biçimde savsakladığı anlaşılmaktadır.Davlının 1993 doğumlu Ef. ve 1994 doğumlu Sah.yönünden velayetin kaldırılması gerekir.
(2.HD 10.05.2007 2007/6944-7789)

>>> Babanın işsiz olup dengesiz hareketlerinin bulunduğu,sürekli içki içtipi belirlenmiştir.1995 doğumlu Ezgi’nin velayetinin davacı anneye verilmesi gerekir.
(2.HD 27.12.2004 2004/14629-15838)

>>> Baba cezaevinde hükmen tutukludur.Velayeti anneye verilen çocuk 2000 doğumludur.Toplanan delillerden,küçüğün doğduğu tarihten beri babanın yanında ve babaannesi tarafından bakıldığı anlaşılmaktadır.Annenin ahlaki çöküntü içerisinde olduğu sabittir.Mahkemece sosyal hizmet uzmanından alınan 7.5.2004 tarihli raporda da küçüğün bedeni ve fikri gelişmesi bakımından babaanne ile ilişkisinin kesilmemesinin daha uygun olacağı açıklanmıştır.Gerçekleşen bu durum karşısında velayetin babaya verilmesi gerekir.
(2.HD 06.12.2004 2004/13321-14573)

>>> Tarafların müşterek çocuğu U.1989 doğumlu olup ( 16) yaşındadır. 17.06.2004 tarihli oturumda dinlenmiş ve kesin bir ifadeyle annesiyle kalmak istediğini bildirmiştir.Dosyaya sunulan; davalı babanın, çocuğuyla telefon görüşmelerine ilişkin emliyetçe çözümü yapılan görüşmelerde,davalının oğluna,’… lan geri zekalı,manyak….senin ağzına s.çarım,kafanı kırarım,eşşek,kimsin sen lan,ahlaksız,şerefsiz,haysiyetsiz’ gibi söler sarfettiği anlaşılmaktadır.Dosyadaki delillerden ve özellikle 9.4.2003 tarihli doktor raporunda; çocuğun,babasının açıklanan küfür,hakaret ve tehtid edici davranışları yüzünden ruhsal açıdan anksiyete reaksiyon denilen ruhsal rahatsızlığa düçar olduğu cidi tedirginlik ve endişe içinde olduğu anlaşıldığından bu koşullar altında velayetin babaya verilmesi doğru görülmemiştir.
(2.HD 26.04.2005 2005/4856-6792)

>>> Davacı,velayetin anneden alınması gerektiren maddi bir hadisenin varlığını ispat edememiştir.10 yıldır anne yanında bulunan 14 yaşındaki çocuğun alıştığı ortamdan uzaklaşmasını gerektiren ciddi ve haklı bir sebebin bulunmadığına göre davanın reddi gerekir.
(2.HD 17.04.2003 2003/4287-5573)

>>> Velayeti babada olan çocuk A.’nın astım hastası olduğu,babanın da geceleri gitar çalarak hayatını kazandığını,küçüğe yeterli zaman ayıramadığı anlaşılmaktadır.Gerçekleşen bu durum karşısında A.’nın velayetinin davacı anneye bırakılması gerekir.
(2.HD 06.05.2003 2003/3684-6706)

>>> 1986 doğumlu R.ile 1994 doğumlu D.’nin babası K. 1996’da ölmüş ve bu çocukların velayeti anneye kalmıştır.Anne bir başka erkekle ilişkiye girmiş,onunla yaşamaya başlamış ise de , çocuklara karşı olumsuz davranışlarda bulunduğu ispat edilmemiştir.
( 2.HD 16.04.2003 2003/4523-5537)

>>> Davacı baba,annenin çocukları kötü davrandığına dair bir delil getirememiştir.
Ayrıca baba,yeni bir evlilik yapmıştır.Gerçekleşen bu durum karşısında velayatin değiştirilmesine yönelik davanın reddine karar verilmesi gerekir.
(2.HD 13.01.2004 2003/16607-179)

>>> Velayetin anneden alınması gerektirir bir olgu kanıtlanmamıştır.Davanın reddi gerekir.
(2.HD 07.07.2003 2003/6135-10192)

>>> 1994 doğumlu küçük O.’nun velayet hakkı annye verildiği halde,anne uzun yıllar çocuğu yanına almamış,velayetle ilgili görevlerini yerine getirmemiştir.
Veleyatin anneden alınıp babaya verilmesi gerekir.
( 2.HD 21.06.2004 2004/7326-8201)

>>> …davalının çocuğun davacı ile kişisel ilişkisini engellediğine,çocukla ilgilenmediğine ve çocuğun babadan soğuması ve uzaklaşmasını sağlamaya yönelik bir tavır ve davranış içinde bulunduğuna dair bir delil sunamadığına göre davnın reddine karar verilmiştir.
( 2.HD 09.06.2004 2004/6531-7508)

 

 

 

SOYADI KULLANMA

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> ….Kadının,boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa,istem üzerine hakim,kocanın soyadını taşınmasına izin verir.(TMK Md. 173/2).
( 2.HD 11.03.2004 2004/ 2170-3117)

 

 

MAL PAYLAŞIMI

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> Taraflar 27.04.1989 ‘da evlenmiştir.Boşanma davası 18.04.2003 tarhinde açılmış ve boşanma yönünde oluşan hüküm 06.07.2005 tarihinde kesinleşmiştir.Keçiören’deki ev 11.04.1995’de,otomobil ise 19.08.1997 tarihinde alınmıştır.Dinlenen tanıklar davalı kadının 2000 yılında hediyelik eşya yapıp sattığını,zaman zaman da temizliğe gittiğini ifade etmişlerdir.Davacının davluya ait evin ve otomobilin edinilmesinde katkıda bulunduğuna ilişkin bir beyan ve delil bulunmamaktadır.Kadının ev eşyası olarak evin yemek,temizlik gibi işlerini yapması ve çocukların bakımını üstlenmiş olması,TMK 227.maddesi anlamında katkı sayılamaz.O halde istedin reddi gerekir.
( 2.HD 04.06.2007 2007/8774-9394)

>>> Toplanan delillerden; dava konusu eşyalardan elektrikli süpürgenin de taraflarca ortakşala alındığı anlaşıldığı halde,bu eşyanın da kadına iadesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Eşlerden herhangisi ait olduğu ispat edilemeyen eşyalar,onların paylı mülkiyetinde bunların yarı yarıya eşlere ait olduğunun tespiti ile yetinilmesi gerekirken,ortaklığı giderir şekilde hüküm kurulması uygun görülmemiştir.
(2.HD 18.06.2007 2006/21276 E. 2007/10331 K.)

>>> Davacı düğünde kendisine takılan takıları,evi terk etmesinden sonra rızasıyla davalıya geri verdiğine göre,bunları isteyemez.
( 2.HD 15.03.2007 2006/ 15844 E. 2007/4089)

 

>>> Olayda,davacı kocanın cinsel ilişkiyi gerçekleştiremediği ve davalıya vurduğu,ana avrat küfrettiği anlaşılmaktadır.Kadının aile ödelerine aykırı davranmasına sebebiyet vermiştir.O halde davacının ziynetlerle ilgili talebinin reddi gerekir.(Yargıtay içtihatı)

>>> Toplanan delillerden; dava konusu ziynetlerin kadına ait olduğu ve evden dövülerek ayrılmış olması sebebiyle bu eşyalarını götürme imkanı bulamadığı anlaşılmaktadır.
Ziynetler hakkındaki davnın kabulü gerekir.
(2.HD 03.04.2003 2003/3431-4887)

>>> Davalıdan aktarılan sölzer hükme esas alınamaz.Davalı,ziynet eşyalarının davacı kocada kaldığını geçerli delillerle ispat edememiştir.Ziynet eşyalarına yönelik davanın reddi gerekir.
(2.HD 17.05.2004 2004/5602-6324)

>>> Davanın konusunu oluşturan dört adet bileziğin davacıdan,davalı koca tarafından zorla anlıdığı anlaşılmaktadır.Bu ziynetlerle ilgili davanın kabulü gerekir.
( 2.HD 16.03.2005 2005/2994-4123)

 

 

 

YABANCI UNSURLU AİLE HUKUKU SORUNLARI

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınmasına ilişkin hüküm kesinleşmedikçe,davalı tarafından açılan karşı boşanma davası kanunsuz kalmaz.Bu bakımdan kadının açtığı karşı boşanma davasının esası hakkında toplanan deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.
(2.HD 01.12.2004 2004/12287-14276)

>>> Toplanan delillerden,davacı kocanın hem Türki hem Avusturalya vatandaşı olduğu,kadının ise Türk vatandaşı olduğu anlaşılmaktadır.Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar aynı zamanda Türk vatandaşı ise, Türk Hukuku uygulanır( 2675 S.K Md. 4/6) Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir.(2675 S.K Md.13/1) O halde yetki Türk Hukukunundur.Hükmü veren mahkeme ( Avusturalya),Evlilik Bağına İlişkin Kararların Tanınmasına Dair Sözleşmeye tabi olmadığından,hükmün uygulama olanağı da bulunmamaktadır.O halde devanın reddi gerekir.
(2.HD 12.10.2004 2004/9208-11702)

>>> Dosya arasında bulunan yabancı mahkeme kararının tercümesi,resmi onay taşımamaktadır.Kanunda gösterilen onay sözü,resmi makamı ifade eder ( MÖHUK.Md 37). Davacıya noter veya konsolosluktan onaylanmış tercümeleri getirmesi için mehil verilmesi gerekir.
( 2.HD 03.04.2000 2000/2133-4059)

 

 

ULUSLARARASI ÇOCUK KAÇIRMA DAVALARI

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> Çocuklardan F., 2001 doğumludur. Annenin velayet hakkı ihlal edilerek,bu çocuğun baba tarafından Türkiye’de haksız olarak alıkonulduğu,dosyadaki delillerden anlaşılmaktadır.Davacı annenin bulunduğu ülke makamına başvuru anında çocuğun haksız olarak alıkonulmasından itibaren bir yoldan az bir süre bulunmaktadır.(1980 Tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Verhelerine Dair Lahey Sözleşmesi,Md.12/1). Çocuğun iadesi talebinin reddedilmesini gerektiren şartlar bulunmamaktadır.O halde bu çocuk yönünden davanın kabulü gerekir.
( 2.HD 27.09.2007 2006/17627 E. 2007/12722 K.)

>>> Toplanan delillerden,davacı anne ile davalı babanın iadesi talep edilen çocuklarlar bilikte 5.8.2003 tarihinde Türkiye’ye geldikleri,karı koca arasında çıkan tartışma sonucu çocukların davalı baba tarafından alıkonuldukları, bunun üzerine davacının 19.08.2003 tarihininde Almaya’ya geri döndüğü ve 22.08.2003 günü iade için Alman makamlarına başvurduğu anlaşılmaktadır.Müşterek çocuklar 1998 ve 1999 Almanya doğumlu olup,ana bakım ve şefkatine muhtaç durumdadırlar.Çocukların haksız olarak alıkonuldukları mahkemece de kabul edilmiştir.İade edilmeleri haklinde çocukların fikri ve psikolojik gelişmelerinin tehlikeye düşeceği yolunda ciddi bir kanıt getirilmediği gibi ,bu hususlar kanıtlanabilmiş de değildir.
mahkemenin kararına dayanak yaptığı 8.3.2004 tarihli bilirkişi raporu,yasal ve yeterli gerekçeden yoksundur.Sözleşmenin şartları gerçekleştirilmiştir.Davanın kabulü gerekir.
(2.HD 03.06.2004 2004/6529-7217)

 

 

ULUSLARARASI NAFAKA ALACAKLARI DAVALARI

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
>>> Davacı; Almanya’nın Bocholt.Asliye Huku Mahkemesi’nce,küçük M.A.U ve E. hakkında nafakaya ilişkin olarak verdiği 28.11.2000 gün ve 14 F 346/60 sayılı kararın tenfizi istenmiştir.Mahkeme; yabancı kararın Hukuk Usulüne Muhakemeleri Yasasının 388.maddesinin aradığı koşulları taşımadığı ve kamu düzenine aykırı olduğu belirtilerek reddine karar verilmiştir.
Nafaka Yükümlülüğüne Uygulanacak Kanuna Dair Lahey Sözleşmesi,21.11.1982 tarihinde onaylanarak kabul edilmiştir.Bu sözleşme aile ve akrabalıktan kaynaklaranan tüm nafakaları içerisine almaktadır.(s.md.1) 2675 sayılı Yasada nafakaya borçlunun milli hukukunun uygulanacağının belirtilmesine rağmen,sözleşmenin 4.maddesinde,nafaka alacaklısının mutat meskenin bulunduğu devletin iç hukukunun uygulanacağı açıklanmıştır.(s.md.4).Yine 11.maddesinde de kamu düzenine açıkça aykırılık; halinde,tenfiz isteğinin reddedileceğine işaret etmiştir.
Bocholt Asliye Hukuk Mahkemesi,kendi kanununun 1612.maddesini ve buna bağlı yasal ödeme talimnamesi dikkate alarak küçükler hakkında nafakaya hükmettiği anlaşılmaktadır.Usulüne göre yürürlüğe konulmuş anlaşmalar kanun hükmündedir.
(An.M.90/son).Küçük M.A. 1991,E. ise 1992 doğumlu olup,anneleriyle birlikte Bocholt’da oturdukları sabittir.Nafaka alacaklısının mutat meskeni Bocholt’dur.
Yabancı mahkemenin kendi kanununu uygulamasında isabetsizlik yoktur.Yabancı ilamın kamu düzenine açıkça aykırı bulunması halinde tenfiz hak ve hürriyetlere,milletlerarası hukukta kabul edilen adil yargılama hakkı,genel ahlak ile Türk Hukuk düzeninin temelini oluşturan ilkelerin dikkate alınmaması halinde,kamu düzeni açıkça aykırılıktan sözedebilir.Kanunun yanlış uygulanması,kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturmaz.
Yabancı mahkemenin kendi kurallarını,özellikle usul hükümlerine uygulaması (Lex Fori),yerindedir.Nafakaya ilişkin yaş sınırlarını gösteren yasal ödeme tutarı talimnamesi de tenfizi istenen infazı da imkan dahilindedir.Bu açıklamalar karşısında davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile isteğin reddedilmesi usul vve yasaya aykırıdır.
(2.HD 22.01.2007 2006/10291 E., 2007/53 K. )