Aile Hukuku Ve Uygulaması

ilehan dedektiflik

Aile Hukuku Ve Uygulaması

AİLE HUKUKU VE UYGULAMASI

YASAL BOŞANMA SEBEPLERİ

1) Davacının Evlenme Sırasıda Yanılması:
Evlenilecek kişide bulunduğu sanılan ve evlilik birliğinin devamı için bulunması şart olan bir vasıf-nitelik-özelliğin evlenilen eşte bulunmadığının ortaya çıkmasıdır.
* Hayali meslek uydurma ( Mali durum hakkında yanıltma)
* Yüzkızartıcı suçlardan mahkumiyetler
* Cinsel sapmalar, vb
* Müptela derecesinde kötü alışkanlıklar
* Bazı hastalıklar

 

2) Aldatma:
Nişanlılık öncesi başka biriyle yaşmanın saklanmasıdır.

 

3) Korkutma:
Korkutarak evlenmeye razı etmektir.

 

4) Zina:
Eşlere yüklenen ”sadakat” görevinin ihlalidir.(Türk Medeni Kanunu,Md.185/3).
Zinanın ispatında eylemin gerçekleştiği,kesin olmaya yakın delillere ispatlanmmalıdır.
Birebir (suçüstü) ispat çoğu zaman imkansızdır.Uyguamada daha çok görüntüye dayalı delillerden zinanın gerçekleştiği sonucuna varılmaktadır.
Zinada dava zamanaşımı 6 aydır.Ayrıca zina şüphesi uyandıran eylemin,davacı eş tarafından açık veya zımni olarak affı,dava hakkını sonra erdirir.( TMK,MD.161/3).
Tarafların getirecekleri delillerin değerlendirilmesi ile açık veya zımni affin gerçekleşip gerçekleşmediği takdir edilir.

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
…..Davacı Serdar, 10.11.2000 tarihinde ; evlilik birliğinin sarsılması,zine ve haysiyetsizlik nedeniyle boşanma ve manevi tazminat davası açmıştır.
Davalı-karşı davacı B.ise 07.12.2000 tarihinde karşı dava dilekçesinde,maddi-manevi tazminat ve nafaka talebinde bulumuştur.
Yerel mahkeme her iki davayı da kabul etmiştir.
Yargılama Sonucunda;
a) Davacı-karşı davalı Serdar’ın karısına ağır hakaret edip şiddet uyguladığını,sadakatsizlik davranışlarında bulunduğu sabittir.
b) Davalı-karşı davacı B., başka bir erkekle otururlarken çekilen fotoğraf ve tanık E.’nin beyanlarına göre ağır kusurlu kabul edilmiştir.
( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 06.12.2004, 2004 / 14733-14503)

 

5) Hayata Kasıt :
Eşinin kendi hayatına açıkça kastetmesidir.Fakat davalının hazırlık hareketleri bu kapsama girmez ( TMK,Md.162).Ancak bu davranışlar kanaat verici olmak kaydıyla eşlerin geçimine etki ediyorsa, TMK, md.166/1-2 açısından boşanma sonucu doğurur.

 

6) Pek Kötü Ve Onur Kırıcı Davranış :
Dövmek,odaya (eve) kilitlemek,tahrik etmek, rencide etmek,sadakat ve namusu hakkında aleni konuşmak,vb.davranışlardır.Buradaki sebeplerin davacı eş yönünden,”çekilmezlik” noktasına ulaşması aranmz.Çekilmezlik , TMK, Md. 163^de düzenlenen suçluluk ve haysizyetsizlik ile ilgilidir.

 

7) Suç İşleme:
Nisbi bir boşanma sebebidir.Ayrıca bu konuda ceza mahkumiyeninin kesinleşmesi de şart değildir.

 

8) Haysiyetsiz Hayat Sürme:
Bu tür davranışların bir defa işlenmiş olması dava için yeterli değildir.Eşi rahatsız eder derecede süreklilik görülebilmektedir.Dava zamanaşımı yoktur.

 

9) Akıl Hastalığı:
Hastalığın iyileşmeyeceği yönünde resmi kurul raporu olması şartı vardır.

 

10) Terk:
a) Fiili Ayrılık: Terkeden eş,evliliğin kendisinden yüklediği görevleri yerine getirmemek amacıyla, kasti olarak evden ayrılmış veya eve dönmemiş olmalıdır.
b) Süre: Terk şeklindeki fiili ayrılık toplam 6 ay sürmelidir.Bu süre kesintisiz olmalıdır.
c) İhtar Şartı: ‘Eve dön’ ihtarı yapılmış olmalıdır.

 

11) Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması:
Şiddetli geçimsizlik halidir.

 

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
>>> Kocanın gelirinin az olması,tedbir nafakası verilmesine engel değildir.Kadın ev kadını olup,hiçbir geliri v malı yoktur.Gelir azlığı ancak nafaka miktarı takdirinde dikkkate alınabilir.(2.Hukuk Dairesi Kararı)
>>>….Toplanan delillerden davacı kadının başka bir erkekle karı koca gibi yaşamakta olduğunu ve geçiminin birlikte yaşadığı erkek tarafından karşılandığı anlaşılmaktadır.
Gerçekleşen bu durum karşısında tedbir nafakası isteminin reddi gerekir.(2.H.D 04.04.2005 2005/ 3466-5258)
>>> Davacı kadın çalışmakta ve düzenli gelir bulunmaktadır.Davacı koca işsizdir.TMK’nın 186.maddesi karşısında tedbir nafakası isteminin reddi gerekir.(2.H.D 25.11.2004 2004 / 12683-13868)
>>> Toplanan delillerden,kadının bir başkası ile karı koca gibi yaşadığı ve ihtiyaçları bu kiş tarafından karşılandığı anlaşılmaktadır.Gerçekleşen bu durum karşısında davacı yararına tedbir ve yoksulluk nafakası takdir edilemez.(2.H.D 06.02.2003 2003/ 371-1724)
>>> Davacı kadın öğretmen olup düzenli bir gelire sahiptir.Tarafların geliri ve mal varlığı birbirine yakın olup davacı lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi isabetsizdir.
>>> Toplanan delillerden, davacı kocanın eşini,”sen ailenin yanına git,iş dönüşü seni alırım’ diyerek evden uzaklaştığı; ardından müşterek evdeki eşyaları toplayıp babasının evine taşıdığı ve davalıya telefon açıp,’… babamın evinde gelirsen gek,Gelmezsen seni kabul etmiyorum,evimiz burası” dediği anlaşılmaktadır.Bu durumda kadın ayrı yaşamakta ve nakafa takebinde haklıdır.(2.H.D. 15.03.2007 2006 / 15725 E. 2007/4078 K.)

>>> Davacı vekili dava dilekçesinde,davalının başka kadınla yaşadığını ve davacıya şiddet uyguladığını, bu nedenle ayrı yaşadıklarını belirterek aylık 1.000.TL tedbir nafakasının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkeme; kadının ayrı yaşamaya hakkının olduğu ancak 400 TL emekli maaşı aldığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.
Davacı vekili hükmü temyiz etmiştir.
Yargıtay; davacı eşin ekonomik durumunun iyi olması,davalı kocayı tedbir nafakası yükümlülüğününden kurtarmaz.Ancak,hükmedildikçe nafakanın miktarının tayininde bu husu dikkate alınmalıdır.Bu durumda TMK Md.4 gereğince ‘hakkaniyet’ ilkesi dikkate aınarak uygun bir nafakaya hükmedilmelidir.
( 2.HD 16.10.2007 2007/ 14363-148847)

>>> Toplanan delillerden,davacı kocanın bir başka kadınla birlikte yaşadığı,birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır.Gerçekşelen bu durum karşısında davalı kadın ayrı yaşamakta haklı olduğundan tedbir nafakası davsının kabulü gerekir.
(2.HD 09.02.2005 2004/15482 E. 2005/1616 K.)

>>> Davacı-davalı kadın tarafından bağımsız nafaka davası açımıştır.Toplanan delillerden kocanın bir başka kadınla ilişikiye girdiği ve eşini dövdüğü anlaşılmakta olup,kadın ayrı yaşamakta haklıdır.Bu sebeple nafaka davasının kabulü ile uygun miktarda nafaka takdiri gerekir.
(2.HD 01.11.2004 2004/13605-1271)

>>> Boşanmanın fer’i niteliğinde olan yoksulluk nafaları,davanın her safhasında yazılı ve sözlüolarak istenebilir.Ancak hukuki sonuç doğurabilmesi için sözlü isteklerin mahkeme tutanağına geçirilmesi gerekir.
(2.HD 19.02.1990 1990/12474-2077)

>>> Toplanan delillere göre davalı kocanın, kadının kişilik haklarına saldırı sayılabilicek maddi bir hadisesi bulunmamaktadır.Boşanma sebebi olarak kabul edilen olaylar da bu nitelikte değildir.O halde,manevi tazminat isteğinin reddi gerekir.
(Hukuki Genel Kurulu, 29.03.2006 2006/2-69 2006/117)

>>> Davacı kadının asgari ücretle bir dershanede çalıştığı ve boşanma ile birlikte yoksulluğa düşmeyeceğini nazara alınmadan,kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru değildir.
(2.HD 02.07.2003 2003/8064-10038)

>>> Boşanmaya neden olan hadiselerde,davalı kocasının eşcinsellikle suçlayan kadın tamamen kusurlu olup TMK’nın 175.maddesi koşulları oluşmadığı halde davacı yararına yoksulluk nafakası takdiri usul ve yasaya aykırıdır.
(2.HD 07.04.2003 2003/3886-5018)

>>> Toplanan delillerden,davacının davalıyı birkaç defa dövdüğü,davalının da kocasına birçok kez,’…salak,manyak,aptal,mikrop’gibi sözler söylediği,kayınvalidesine,’…bana karışmazsın,istiyorsan git oğlunun gönlünü kendin gör’ dediği gerçekleşmiştir.
Boşanmaya yol açan olaylarda taraflardan her ikisi de eşdeğerde kusurludur.O halde, davacı da kusurlu olduğuna göre,davacı yararına manevi tazminata hükmolunamaz.
Boşanmaya yol açan olaylarda davalı kadını fazla kusurlu kabul etmek mümkün olmadığına ve toplanan delillerdn kadının boşanma sonucu yoksulluğa düşeceği hususuna göre,davalı kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilebilir.
(2.HD 18.06.2003 2003/7882-9033)

>>> Davalının kadrosuz olarak Halk Eğitim Merkezinde çalıştığı anlaşılmaktadır.Bu iş,sürekli iş olmadığından yoksulluk nafakasına hükmedilebilir.
(2.HD 10.07.2003 2003/9494-10621)

 

>>> Toplanan delillere göre tarafar eşit kusurludur.Davalının otomobil sahibi olması,onun yoksul olmadığını göstermez.Başka bir mal varlığı da yoktur.Kadının yararına uygun bir yoksulluk nafakası takdiri gerekir.
( 2.HD 22.12.2003 2003/15888-17006)

>>> Boşanmaya neden olan hadiselerde, davalı kadın ağır kusurludur.Ağır kusurlu eş yararına manevi tazminat ve yoksulluk nafakası verilemez.
( 2.HD 18.11.2003 2003/10399-15815)

NİŞAN TAKILARI
1) Nişanın Bozulmasında Maddi Tazminat Davası ;
Haklı neden olmaksızın nişanı bozan kişi,yapılan harcamalar kaşılığında uygun bi tazminat vermekle yükümlüdür.
Mağdur tarafın anne babası,bv de bu tazminatı isteyebilir.

2) Nişanın Bozulmasında Manevi Tazminat Davası ;
a) Nişanı bozan taraf kusurlu olmalıdır.
b) Kusursuz nişanlının kişilik hakları ihlal edilmiş olmalıdır.

BOŞANMA TAZMİNATLARI
Boşanmaya sebep olan kusurlu (kabahatli) davranışlardan ilki zina olup,eşin sadakat görevinin ağır şekilde ihlalidir.Zina,evli eşin karşı cinsten üçüncü bir kişiyle cinsi münasebet kurmasıdır.Bu fiilde kast unsuru sıkı bir şekilde aranır.Cana kast ve pek fena muameleler,eşin hayatına yönelik ve taksir(ihmal) sınırını aşan fiiller ve eşe karşı yapılan her türlü eza verici davranışlardan ve şahsa yönelik ağır tahrik ve hareketler olup evlilik birliğinin saadetini sağlama görevinin ihlalidir.Yüz kızartıcı suçlar,toplumsal reaksiyonla karşılaştığından aile birliğinin şeref -ahlaki duygularının töhmet altında kalmasına,onursuz aile intibarı vermesine sebep olduğundan,boşanmaya yol açan kabahatli taraf davranışlarıdır.Toplumun ahlaki değer kalıplarına sığmayan alkol müptelalığı,kumarbazlık,kadın pazarlamacılığı,eşcinsellik,uyuşturucu gibi kötü karakterlilikten kaynaklanan davranışlar,boşanmaya yol açan kusurlu davranışlardır.Terk suretiyle ortak hatay,sürekli ve kasıtlı bir şekilde tatile uğradığından,boşanmaya yol açan kusurlu bir davranıştır.
Medeni Kanun eşlerden birinin akıl hastalığına düçar olması halinde,hastalığın ancak üç yıl sürmesi ve müşterek hayatın çekilmez hale gelmesi,ayrıca şifa bulunamayacağının uzman raporuyla sabit olması halinde,bu da bir boşanma sebebidir.
Eşlerin ellerinde olmayan sebeplerle boşanmaları halinde (ağır ağız kokusu,vücut kokusu,psikolojik kaynaklı cinsel uyumsuzluk gibi), başkaca bir kusur sözkonusu değil ise,maddi tazminat borcu doğmaz.

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
>>> Toplanan delillerden; kadının eşine,’sen erkekmisin, şerefsizsin,senden adam olmaz…’şekline hakaret ettiği, kocanın da davalıyı dövdüğü,başka bir kadını sevdiğini açıkladığı anlaşılmaktadır.Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan hadiselerde, koca ağır kusurludur.Sadece kadın yararına uygun miiktarda maddi tazminat verilmelidir.
(2.HD 29.09.2003 2003/11336-12250)

>>> Toplanan delillerden ; fiili ayrılık dönemi içinde davalı kadının eşi için,” erkekliği olmadığı,karı koca ilişkisinin bulunmadığı” şeklinde ifadeler kullandığı anlaşılmaktadır.Bu durum karşısında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşler eşit kusurludur.Eşit kusurlu eş yararına maddi taminata hükmedilemez.
(2.HD 01.01.2005 2004/14829 E. 2005/49 K.)

 

>>> Toplanan delillerden; boşanmaya neden olan olaylarda,güven sarsıcı davranışlarda bulunan eşini,’…defol git’ diyerek kocan ve son olarak da döven kocanın daha fazla,kadının ise daha az kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
Kadın kocasının sosyal güvenliğinden yararlanma hakkıını (mevcut menfaat) yitirmiştir.Kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekir.
(2.HD 08.12.2004 2004/13708-14683)

>>> Manevi tazminat ceza değildir.Bununla beraber kişinin malvarlığındaki eksilmeyi telafiye yönelik tazminat olarak da düşünülemez.Parasal olarak değerlendirmeye alınması üzüntünün tam olarak karşılanması amaçlamaz.Temel düşünce,bozulan ruhi dengenin onarılıp kısmen olsun düzeltilmedisidir.Taminatı cezaya dönüştürmeden eşlerin karşılıklı davranışları,boşanmaya yol açan fiilin ağırlığı,sosyal özendirmeyecek,ayrıca mağdur açısından zenginleştirme aracı olarak da olmayacak seviyede tutulmalıdır.Hakkaniyet ilkesi çerçevesinde uygun miktarda manevi tazminata hükmedilir.
(2.HD 18.12 .1996 1996/1110-13467)

>>> Boşanmaya neden olan olaylardan eşine haraket eden,kızıyla yatmakla suçlayan davalı eş de eşit kusurludur.bu nedenle davalı lehine manevi tazminata hükmolunamaz.
(2.HD 08.05. 2006 2006 /1107- 7087)

>>> Toplanan delillerden; kocanın eşini dövdüğü,birlik görevini yerine getirmediği ve cinsel ilişkiyi başaramadığı,kadının da eşine karşı,’seni istemiyorum,senden nefret ediyorum’ dediği eşini kovduğu anlaşılmaktadır.Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan hadilselerdeli kusurun ağırlığı kocadadır.Buna göre kadın yararına uygun miktarda manevi taminata hükmedilmesi gerekir.
( 2.HD 09.02.2005 2004/16752 E. 2005/1638 K.)

>>> Toplanan delillerden; davalının aşırı alkol aldığı,alkolü bırakmasını söyleyen eşine,’…ben ağzımla içiyorum,sana ne lan…’ şeklinde cevaplar verdidği ve davacıyı öldürmekle tehdit ettiği anlaşılmaktadır.Davacının başka bir erkekle ilişkisi kanıtlanamamıştır.Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat talep eden davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olduğunu kabul edilemez.Kocanın kusur ağırlığı fazla olduğundan davacı kadın yararına uygun miktarda tazminat takdiri gerekir.
(2.HD 26.04.2005 2005/4856-6792)

>>> Çocuğun babasının davacı koca olmadığı belirlendiğinden,kadının sadakatsizliği nedeniyle boşanmalarına,koca yararına uygun mikatarda manevi taminata hükmedilmesi gerekir.
(2.HD 28.06.2004 2004/7117-8528)

>>> Ruhsal nedenlerde de olsa cinsel birleşmenin gerçekleştirikmemesi kusur oluşturu.Bu nedenle kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hğkmedilmesi gerekir.
Davalının davacıyı dövme olayından sonra tarafların barıştıkları anlaşılmaktadır.
Bu nedenle davacı kadının bu yönden manevi taminat talebinin reddi gerekir.
(2.HD 10.02.2005 2004/16869 E. 2005/1812 K.)

 

>>> Toplanan delillerden; davalı kadının da başka bir erkekle yaşadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle davalı kadın yararına manevi taminata hükmedilemez.
(2.HD 21.04.2005 2005/4617-6556)

>>> Davalı,M.K. madde 163 ve 166/1’e göre dava açılmıştır.Zina nedeniyle boşanma konusunda açılmış bir dava bulunmadığı gibi,bu konuda usule uygun bir ıslah talebi de bulunmamaktadır.Bu nedenle davada,zina nedeniyle boşanma hükmü kurulamaz.
( 2.HD 07.02.2005 2004/16650 E. 2005/ 1346 K.)

>>> HUMK 274.maddesi gereği ikinci bir tanık listesi verilemez.Bu nedenle davacının 22/12/2006 tarihli dilekçesindeki tanıkların beyanına itibar edilerek boşanma kararı verilemez.
(2.HD 18.06.2009 2008/6627-10053)

>>> Kişilerin gerek medeni,gerekse cezai alanda kendisine yöneltilen isnat ve suçlamalarla ilgili davalarda,davanın taraflarının herbirinin;diğer taraf kaşısında kendisini önemli dezanvajlı konumda bıkramayacak şartlarda iddia ve savunmalarını mahkemeye sunabilmesi ve iddia ve savunma sınırları içinde gerekli olan delilleri gösterebilmesi için makul bir fırsata sahip olması gerekip(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi,Madde 6).
Olayda,davacı taraf tanık gösterdiği ve gösterdiği bu tanıklar ilk oturumda mahkemece dilnlendiği halde,davalıya delil gösterme fırsatı tanınmadan ilk oturumda davanın sonuçlandırılması hukuksuzdur.
( 2.HD 27.10.2004 2004/11405-12644)

>>>….Davalıya dava dilekçesi ‘eşi Gn.” imzasına tebliğ edilmiştir.Davalı yargılamaya katılmamış ve davaya yanıt da vermemiştir.Davacı,kocasının başka bir kadınla evlilik dışı yaşadığını ileri sürmektedir.Zabıta marifetiyle tebligatta adı geçen kadının kim olduğunu ve davalıyla aynı evde birlikte oturma nedeni araştırılmadan davanın reddi doğru değildir.
(2.HD 26.04.2004 2004/4576-5236)

>>> Dava dilekçesi ve duruşma günü davalıya; ‘birlikte sakin eşi D.’ imzasına tebliğ edilmiş,davalının yokluğunda karar verilmiştir.Davalıya tebligat kanununa uygun dava dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
(2.HD 05.04.2004 2004/3501-4241)

 

>>> Cezaevinde bulunan davalıya yapılacak tebligatın,cezaeevi yönetimi aracılığı ile bizzat kendisine yapılması gerekir.Dava dilekçesi ile duruşma gününe ilişkin tebligatın gardiyana yapılması usulsüzdür.Usulsüz tebliğ nedeniyle davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır.Hükmük sırf bu nedenle bosulması gerekir.
(2.HD 14.02.2007 2006/21872 E. 2007/1968 K.)

 

 

 

DELİL BİLGİLENDİRME VE DELİLLER

Özel hayatın gizli alanı dediğimiz gibi ve sadece bireyi ilgilendiren alan,hiçbir şekilde müdahale edilmeyecek alandır.Örneğin, kişinin cinsel hayatı böyledir.Hayatın bu gizli alanı ihlal edilerek elde edilen deliller,mahkemede delil olarak kullanılamaz.
Kocanın yatak odasında bir dolabın içinde ya da yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defteri ele geçirmesi,bu mekan eşlerin müşterek hayatlarını yaşadıkları alan olduğundan, kadın için gizli alan olarak kabul edilemez.Hiçkimse evindeki bir mekanda bulunduğu delili,hukuka aykırı yoldan ele geçirmiş sayılmaz.
Eşlerin evlilik birliğinin devamı boyunca birbirlerşne sadık kalmaları yasal zorunluluktur.
Nasıl ki kadın bir erkekle müşterek hanedeki yatak odasında yatarken koca tarafından kapı kırılarak içeri giirilmesinde hukuka aykırılıktan sözedilmezse,ortak yaşanan evde bulundurulan bir delilin elde edilmesi de hukuka aykırı olarak değerlendirilemez(Yargıtay içtihatı).Diğer şahıslarca (yakınlar veya özel dedektifler) bulunan deliller,kamusal alanlarda elde edilmiş yasal deliller olmalıdır.Aksi halde kanıt olarak kabul edilmez ve ayrıcıa bir dava hakkı doğar.

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
>>> Kadının kabul edilen ziynet eşyalarına ilişkin davası yönünden davacı-davalı koca,yemin deliline de dayanmıştır.Davacı-davalı kocaya yemin hakkı hatırlatılmadan eksik inceleme ile hükü kurulması doğru olmamıştır.
(2.HD 09.0.2007 2007/10364-10866)

>>> Davacı asil Hüseyin Kaya’nın 17.10.2003 tarihli dilekçesinde kimlik tespiti yoktur.
Bu dilekçenin davacı tarafından verilip verilmediği araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru değildir.
( HUMK Md,75) ( 2.HD 16.02.2004 2004/470-1637)

>>> Tanıkların taraflardan aktarıldığı olayları,boşanma nedeni sayılamaz.
( 2.HD 30.06.2003 2003/8759-9911)

 

 

VELAYET

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> Anne ve babanın deneyimsizliği,hastalığı,başka bir yerde oturması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi,ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi gösterememesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir.
( TMK.Madde 348)

>>> Ana yanında kalması çocuğun bedeni,fikri, ahlakı gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikenin varlığı da ispat edilmediği halde,ana bakım ve şefkatine muhtaç küçük Mehmet’in babanın velayetine bırakılması usul kanuna aykırıdır.
(2.HD 12.07.2007 2007/10653-11077)

>>> Müşterek çocuk A.K 2001 doğumludur.Babalık duygusunu tatmin edecek,çocuğun da baba sevgisi ve şefkatine tadacak şekilde,baba yanında yatılı kalmasına olanak sağlayacak biçimde kişisel ilişki tesisi gerekir.
(2.HD 30.05.2007 2006/20199 E 2007/9116)

>>> Toplanan delillerden; davalının çocuklarına yeterli ilgi göstermediği ve onlara karşı yükümlülüklerini ağğır biçimde savsakladığı anlaşılmaktadır.Davlının 1993 doğumlu Ef. ve 1994 doğumlu Sah.yönünden velayetin kaldırılması gerekir.
(2.HD 10.05.2007 2007/6944-7789)

>>> Babanın işsiz olup dengesiz hareketlerinin bulunduğu,sürekli içki içtipi belirlenmiştir.1995 doğumlu Ezgi’nin velayetinin davacı anneye verilmesi gerekir.
(2.HD 27.12.2004 2004/14629-15838)

>>> Baba cezaevinde hükmen tutukludur.Velayeti anneye verilen çocuk 2000 doğumludur.Toplanan delillerden,küçüğün doğduğu tarihten beri babanın yanında ve babaannesi tarafından bakıldığı anlaşılmaktadır.Annenin ahlaki çöküntü içerisinde olduğu sabittir.Mahkemece sosyal hizmet uzmanından alınan 7.5.2004 tarihli raporda da küçüğün bedeni ve fikri gelişmesi bakımından babaanne ile ilişkisinin kesilmemesinin daha uygun olacağı açıklanmıştır.Gerçekleşen bu durum karşısında velayetin babaya verilmesi gerekir.
(2.HD 06.12.2004 2004/13321-14573)

>>> Tarafların müşterek çocuğu U.1989 doğumlu olup ( 16) yaşındadır. 17.06.2004 tarihli oturumda dinlenmiş ve kesin bir ifadeyle annesiyle kalmak istediğini bildirmiştir.Dosyaya sunulan; davalı babanın, çocuğuyla telefon görüşmelerine ilişkin emliyetçe çözümü yapılan görüşmelerde,davalının oğluna,’… lan geri zekalı,manyak….senin ağzına s.çarım,kafanı kırarım,eşşek,kimsin sen lan,ahlaksız,şerefsiz,haysiyetsiz’ gibi söler sarfettiği anlaşılmaktadır.Dosyadaki delillerden ve özellikle 9.4.2003 tarihli doktor raporunda; çocuğun,babasının açıklanan küfür,hakaret ve tehtid edici davranışları yüzünden ruhsal açıdan anksiyete reaksiyon denilen ruhsal rahatsızlığa düçar olduğu cidi tedirginlik ve endişe içinde olduğu anlaşıldığından bu koşullar altında velayetin babaya verilmesi doğru görülmemiştir.
(2.HD 26.04.2005 2005/4856-6792)

>>> Davacı,velayetin anneden alınması gerektiren maddi bir hadisenin varlığını ispat edememiştir.10 yıldır anne yanında bulunan 14 yaşındaki çocuğun alıştığı ortamdan uzaklaşmasını gerektiren ciddi ve haklı bir sebebin bulunmadığına göre davanın reddi gerekir.
(2.HD 17.04.2003 2003/4287-5573)

>>> Velayeti babada olan çocuk A.’nın astım hastası olduğu,babanın da geceleri gitar çalarak hayatını kazandığını,küçüğe yeterli zaman ayıramadığı anlaşılmaktadır.Gerçekleşen bu durum karşısında A.’nın velayetinin davacı anneye bırakılması gerekir.
(2.HD 06.05.2003 2003/3684-6706)

>>> 1986 doğumlu R.ile 1994 doğumlu D.’nin babası K. 1996’da ölmüş ve bu çocukların velayeti anneye kalmıştır.Anne bir başka erkekle ilişkiye girmiş,onunla yaşamaya başlamış ise de , çocuklara karşı olumsuz davranışlarda bulunduğu ispat edilmemiştir.
( 2.HD 16.04.2003 2003/4523-5537)

>>> Davacı baba,annenin çocukları kötü davrandığına dair bir delil getirememiştir.
Ayrıca baba,yeni bir evlilik yapmıştır.Gerçekleşen bu durum karşısında velayatin değiştirilmesine yönelik davanın reddine karar verilmesi gerekir.
(2.HD 13.01.2004 2003/16607-179)

>>> Velayetin anneden alınması gerektirir bir olgu kanıtlanmamıştır.Davanın reddi gerekir.
(2.HD 07.07.2003 2003/6135-10192)

>>> 1994 doğumlu küçük O.’nun velayet hakkı annye verildiği halde,anne uzun yıllar çocuğu yanına almamış,velayetle ilgili görevlerini yerine getirmemiştir.
Veleyatin anneden alınıp babaya verilmesi gerekir.
( 2.HD 21.06.2004 2004/7326-8201)

>>> …davalının çocuğun davacı ile kişisel ilişkisini engellediğine,çocukla ilgilenmediğine ve çocuğun babadan soğuması ve uzaklaşmasını sağlamaya yönelik bir tavır ve davranış içinde bulunduğuna dair bir delil sunamadığına göre davnın reddine karar verilmiştir.
( 2.HD 09.06.2004 2004/6531-7508)

 

 

 

SOYADI KULLANMA

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> ….Kadının,boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa,istem üzerine hakim,kocanın soyadını taşınmasına izin verir.(TMK Md. 173/2).
( 2.HD 11.03.2004 2004/ 2170-3117)

 

 

MAL PAYLAŞIMI

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> Taraflar 27.04.1989 ‘da evlenmiştir.Boşanma davası 18.04.2003 tarhinde açılmış ve boşanma yönünde oluşan hüküm 06.07.2005 tarihinde kesinleşmiştir.Keçiören’deki ev 11.04.1995’de,otomobil ise 19.08.1997 tarihinde alınmıştır.Dinlenen tanıklar davalı kadının 2000 yılında hediyelik eşya yapıp sattığını,zaman zaman da temizliğe gittiğini ifade etmişlerdir.Davacının davluya ait evin ve otomobilin edinilmesinde katkıda bulunduğuna ilişkin bir beyan ve delil bulunmamaktadır.Kadının ev eşyası olarak evin yemek,temizlik gibi işlerini yapması ve çocukların bakımını üstlenmiş olması,TMK 227.maddesi anlamında katkı sayılamaz.O halde istedin reddi gerekir.
( 2.HD 04.06.2007 2007/8774-9394)

>>> Toplanan delillerden; dava konusu eşyalardan elektrikli süpürgenin de taraflarca ortakşala alındığı anlaşıldığı halde,bu eşyanın da kadına iadesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Eşlerden herhangisi ait olduğu ispat edilemeyen eşyalar,onların paylı mülkiyetinde bunların yarı yarıya eşlere ait olduğunun tespiti ile yetinilmesi gerekirken,ortaklığı giderir şekilde hüküm kurulması uygun görülmemiştir.
(2.HD 18.06.2007 2006/21276 E. 2007/10331 K.)

>>> Davacı düğünde kendisine takılan takıları,evi terk etmesinden sonra rızasıyla davalıya geri verdiğine göre,bunları isteyemez.
( 2.HD 15.03.2007 2006/ 15844 E. 2007/4089)

 

>>> Olayda,davacı kocanın cinsel ilişkiyi gerçekleştiremediği ve davalıya vurduğu,ana avrat küfrettiği anlaşılmaktadır.Kadının aile ödelerine aykırı davranmasına sebebiyet vermiştir.O halde davacının ziynetlerle ilgili talebinin reddi gerekir.(Yargıtay içtihatı)

>>> Toplanan delillerden; dava konusu ziynetlerin kadına ait olduğu ve evden dövülerek ayrılmış olması sebebiyle bu eşyalarını götürme imkanı bulamadığı anlaşılmaktadır.
Ziynetler hakkındaki davnın kabulü gerekir.
(2.HD 03.04.2003 2003/3431-4887)

>>> Davalıdan aktarılan sölzer hükme esas alınamaz.Davalı,ziynet eşyalarının davacı kocada kaldığını geçerli delillerle ispat edememiştir.Ziynet eşyalarına yönelik davanın reddi gerekir.
(2.HD 17.05.2004 2004/5602-6324)

>>> Davanın konusunu oluşturan dört adet bileziğin davacıdan,davalı koca tarafından zorla anlıdığı anlaşılmaktadır.Bu ziynetlerle ilgili davanın kabulü gerekir.
( 2.HD 16.03.2005 2005/2994-4123)

 

 

 

YABANCI UNSURLU AİLE HUKUKU SORUNLARI

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınmasına ilişkin hüküm kesinleşmedikçe,davalı tarafından açılan karşı boşanma davası kanunsuz kalmaz.Bu bakımdan kadının açtığı karşı boşanma davasının esası hakkında toplanan deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.
(2.HD 01.12.2004 2004/12287-14276)

>>> Toplanan delillerden,davacı kocanın hem Türki hem Avusturalya vatandaşı olduğu,kadının ise Türk vatandaşı olduğu anlaşılmaktadır.Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar aynı zamanda Türk vatandaşı ise, Türk Hukuku uygulanır( 2675 S.K Md. 4/6) Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir.(2675 S.K Md.13/1) O halde yetki Türk Hukukunundur.Hükmü veren mahkeme ( Avusturalya),Evlilik Bağına İlişkin Kararların Tanınmasına Dair Sözleşmeye tabi olmadığından,hükmün uygulama olanağı da bulunmamaktadır.O halde devanın reddi gerekir.
(2.HD 12.10.2004 2004/9208-11702)

>>> Dosya arasında bulunan yabancı mahkeme kararının tercümesi,resmi onay taşımamaktadır.Kanunda gösterilen onay sözü,resmi makamı ifade eder ( MÖHUK.Md 37). Davacıya noter veya konsolosluktan onaylanmış tercümeleri getirmesi için mehil verilmesi gerekir.
( 2.HD 03.04.2000 2000/2133-4059)

 

 

ULUSLARARASI ÇOCUK KAÇIRMA DAVALARI

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

>>> Çocuklardan F., 2001 doğumludur. Annenin velayet hakkı ihlal edilerek,bu çocuğun baba tarafından Türkiye’de haksız olarak alıkonulduğu,dosyadaki delillerden anlaşılmaktadır.Davacı annenin bulunduğu ülke makamına başvuru anında çocuğun haksız olarak alıkonulmasından itibaren bir yoldan az bir süre bulunmaktadır.(1980 Tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Verhelerine Dair Lahey Sözleşmesi,Md.12/1). Çocuğun iadesi talebinin reddedilmesini gerektiren şartlar bulunmamaktadır.O halde bu çocuk yönünden davanın kabulü gerekir.
( 2.HD 27.09.2007 2006/17627 E. 2007/12722 K.)

>>> Toplanan delillerden,davacı anne ile davalı babanın iadesi talep edilen çocuklarlar bilikte 5.8.2003 tarihinde Türkiye’ye geldikleri,karı koca arasında çıkan tartışma sonucu çocukların davalı baba tarafından alıkonuldukları, bunun üzerine davacının 19.08.2003 tarihininde Almaya’ya geri döndüğü ve 22.08.2003 günü iade için Alman makamlarına başvurduğu anlaşılmaktadır.Müşterek çocuklar 1998 ve 1999 Almanya doğumlu olup,ana bakım ve şefkatine muhtaç durumdadırlar.Çocukların haksız olarak alıkonuldukları mahkemece de kabul edilmiştir.İade edilmeleri haklinde çocukların fikri ve psikolojik gelişmelerinin tehlikeye düşeceği yolunda ciddi bir kanıt getirilmediği gibi ,bu hususlar kanıtlanabilmiş de değildir.
mahkemenin kararına dayanak yaptığı 8.3.2004 tarihli bilirkişi raporu,yasal ve yeterli gerekçeden yoksundur.Sözleşmenin şartları gerçekleştirilmiştir.Davanın kabulü gerekir.
(2.HD 03.06.2004 2004/6529-7217)

 

 

ULUSLARARASI NAFAKA ALACAKLARI DAVALARI

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları
>>> Davacı; Almanya’nın Bocholt.Asliye Huku Mahkemesi’nce,küçük M.A.U ve E. hakkında nafakaya ilişkin olarak verdiği 28.11.2000 gün ve 14 F 346/60 sayılı kararın tenfizi istenmiştir.Mahkeme; yabancı kararın Hukuk Usulüne Muhakemeleri Yasasının 388.maddesinin aradığı koşulları taşımadığı ve kamu düzenine aykırı olduğu belirtilerek reddine karar verilmiştir.
Nafaka Yükümlülüğüne Uygulanacak Kanuna Dair Lahey Sözleşmesi,21.11.1982 tarihinde onaylanarak kabul edilmiştir.Bu sözleşme aile ve akrabalıktan kaynaklaranan tüm nafakaları içerisine almaktadır.(s.md.1) 2675 sayılı Yasada nafakaya borçlunun milli hukukunun uygulanacağının belirtilmesine rağmen,sözleşmenin 4.maddesinde,nafaka alacaklısının mutat meskenin bulunduğu devletin iç hukukunun uygulanacağı açıklanmıştır.(s.md.4).Yine 11.maddesinde de kamu düzenine açıkça aykırılık; halinde,tenfiz isteğinin reddedileceğine işaret etmiştir.
Bocholt Asliye Hukuk Mahkemesi,kendi kanununun 1612.maddesini ve buna bağlı yasal ödeme talimnamesi dikkate alarak küçükler hakkında nafakaya hükmettiği anlaşılmaktadır.Usulüne göre yürürlüğe konulmuş anlaşmalar kanun hükmündedir.
(An.M.90/son).Küçük M.A. 1991,E. ise 1992 doğumlu olup,anneleriyle birlikte Bocholt’da oturdukları sabittir.Nafaka alacaklısının mutat meskeni Bocholt’dur.
Yabancı mahkemenin kendi kanununu uygulamasında isabetsizlik yoktur.Yabancı ilamın kamu düzenine açıkça aykırı bulunması halinde tenfiz hak ve hürriyetlere,milletlerarası hukukta kabul edilen adil yargılama hakkı,genel ahlak ile Türk Hukuk düzeninin temelini oluşturan ilkelerin dikkate alınmaması halinde,kamu düzeni açıkça aykırılıktan sözedebilir.Kanunun yanlış uygulanması,kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturmaz.
Yabancı mahkemenin kendi kurallarını,özellikle usul hükümlerine uygulaması (Lex Fori),yerindedir.Nafakaya ilişkin yaş sınırlarını gösteren yasal ödeme tutarı talimnamesi de tenfizi istenen infazı da imkan dahilindedir.Bu açıklamalar karşısında davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile isteğin reddedilmesi usul vve yasaya aykırıdır.
(2.HD 22.01.2007 2006/10291 E., 2007/53 K. )

 

 

Yazar hakkında

han dedektiflik administrator